ANASAYFA
Biyografi Hacı Noman Hoca Efendi (Ballı)

‘Noman Ballı Hoca’

Hacı Noman Hoca Efendi

Hacı Noman Hoca Efendi 1333 (1917) yılında Yozgat Bazlambaç'ta doğmuştur. Kafkasya’dan Müderris olarak Bozok diyarına gelen ve Bazlambaç Medresesi’nde uzun yıllar Baş Müderrislik yapan Mehmet Efendinin oğludur.
Noman Hoca, Tevhidi Tedrisat Kanunu ile kapatılan Bazlambaç Medresesi’nin son talebelerinden ve aynı zamanda Bozok yöresinin son alimlerindendir. İyi derecede Medrese eğitimi almış Arapça gramer, Tefsir, Fıkıh, Akait, Hadis gibi konulara hâkimdir.
Dışarıdan Yozgat İmam Hatip Lisesini okuyarak diploma almıştır. Yozgat’a Müftü teklifi yapılmış ancak o bunun yerine Çekerek İlçesine Müftü Vekilliği görevini üstlenmiştir. Kısa bir süre sonra da bu görevden ayrılıp Köyü Bazlambaç'a kadrolu İmam Hatip olmuştur.
Noman Hoca, İmam Hatiplik yaparken bir yandan da Kur’ân Kursu hocalığı görevini de üstlenir ve Bazlambaç’ta baba-oğul ve torun olmak üzere aralıksız ve istisnasız üç kuşak onun dini eğitiminden geçer.
Kurduğu 'Cami Yardımlaşma ve Yaşatma Derneği'nin başkanlığını yaparak, karşılaştığı birçok zorluklara rağmen yılmadan il il, köy köy dolaşarak topladığı yardımlarla Aydıncık ve Bazlambaç’taki camilerin yenilenmesine, muhteşem yeni minareler dikilmesine ve dahi Kur’an Kursunun yapılmasını sağlamıştır.
Bazlambaç ve çevresindeki köylülerce dini, fikri konularda görüşüne başvurulan Hacı Noman Hoca Efendi, çevresinde çok sayılıp sevilen bir kişidir.
Türkiye Cumhuriyeti ilk Soyadı Kanunu çıktığında ‘Ballı’ soyadını alır. Yine aynı dönemde 'Hacı' adının yanında 'Numan' ilave yaptırmak ister. Adı nufus Memurunun yazım hatası nedeniyle 'Numan' değil 'Noman' olarak yazılmıştır.
5 çocuk babası olan Hacı Noman Hoca Efendi, 73 yaşında iken köyündeki evinde 1990 yılında çok az insana nasip olacak bir durum olan; vefatından bir hafta önce, köyünden ve diğer tüm çevre köylerden gelenlerle vedalaşarak, bir sabah abdestini aldıktan sonra, “Başımda Kur’an okuyun, ben ruhumu Hak’ka teslim ediyorum,” dedikten yarım saat sonra gözlerini yummuştur. Vefatında tüm çevre köylerde salası verilmiştir.

Kaynakça: Oğlu Yazar Mehmet Ballı

Babam Hacı Noman Hoca Efendi, Örnek Şahsiyetti!

Noman Hoca Efendi 1917 yılında Yozgat, Bazlambaç köyünde doğdu. İlk Bazlamaç Sıbyan Mektebine gitti. Adı 'Hacı' idi 'Noman' ismini sonradan aldı.
Babası, Bazlamaç Medresesi'nin Baş Müderrislerinden (Profösür) Mehmet Efendidir. 8 yaşındaiken babası vefat etti.
Babam Hacı, mümtaz bir şahsiyetti. Henüz çocuk yaşta babasını kaybettiğinde, evlerinin sakağında yürürken köylünün biri, “Hacı, baban yok artık, gözünü aç, aç!” der. O da iki parmağını gözlerine sokarak eve gelir. Onu böyle gören annesi, “Gözlerini patlatacaksın oğul, ne yapıyorsun öyle, çek ellerini!” deyince, Hacı, “Sokakta falanca adam bana gözlerini aç!” dedi, der. Yani o zaman adı ‘Hacı’ olan babam, o kadar küçük yaştadır ki, henüz “uyanık ol, seni koruyacak, kollayacak, karnını doyuracak bir baban yok artık, gözünü aç!” anlamını bilmeyecek kadar küçük yaştadır.
O öksüz kalmasına rağmen yılmadı, Sıbyen Mektebinden sonra Medrese eğitimine başladı. Köyünde Bazlambaç Medresesinin son Molla talebesi olarak mezun oldu. Zira 1927 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu gereği Medrese kapatılmıştı.
Hacı’nın iki amcası vardır, onlar da henüz genç yaşta peş peşe vefat edince bir başına hayata tutunmaya çalıştı; gençliğinde kah ırgatçılık yaparak, kah öküzlerin peşinde rençberlikle yaparak büyüdü ve evlenip askerliğini yaptıktan sonra babasının izinden gitmeye karar verdi.
Aslında bir taraftan karnını doyurmanın mücadelesini verirken diğer taraftan da dini ilimleri öğrenmeye gayret etti. Baş Müderris olan babasının dizinin dibinde iyi dini ilimler aldı, sonrasında da o yolda yürüyerek kendini geliştirdi.
Nihayet evlenme çağına gelince eş dostun yardımıyla everilir ve dini bilgisinden dolayı kendi köylerine yakın ‘Eskiköy’ şimdiki Aydıncık ilçesinde İmam olarak görev yapmaya başlar.
Bu dönemde devlet memurluğu yaygın olmadığından bazı imamlar ‘Hak’ usulü görev yapmaktadırlar. Babam Hacı’da böyle çalışmaya başlar. Yani Ramazan Bayramından birkaç gün önce Köy Muhtarı yanına iki Aza alarak, önlerinde bir merkeple köydeki evleri teker teker dolaşır, her evden bir teneke arpa ya da buğdayı ‘hak’ olarak toplanır, toplanan bu hak Camii avlusuna yığılır, yine Muhtar tarafından  açıkartırma usulü satılarak paraya çevrilir, elde edilen parayla caminin ihtiyaçları giderilir ve o Camide görev yapan İmam Efendinin de bir senelik ‘hak’kı yani maaşı ödenir.
İşte rahmetli babam da 12 sene Aydıncık’ta yaklaşık 2 senede Bazlambaç’ta Hak usulü İmamlık yapar. Zaman sonra babamın hitabetini ve ilmini duyanların dikkatini çeker, Muhittin Efendi ve eşrafı gelip babamı ziyaret ederler. Onunla konuşup İmam Hatip Diploması alması yönünde telkinde bulunurlar. Babamın da kafasına bu öneri yatar ve köyden kalkıp Yozgat merkeze gider. İmam Hatip Okulunu dışarıdan bitirmek  için başvuru yapar. Başvurusu kabul edilir. O da imtihan zamanları ders çalışmak ve hazırlanmak için Yozgat merkezden kiralık ev tutar. Ev tutarken de kiraladığı evlerin cadde üzerinde, penceresinden sokak lambasının ışığı içeri vuracak şekildeki evleri kiralar. Babama bunun sebebini sorduğumda;
“Oğul, sabaha kadar ders çalışmam gerekiyordu, bu yüzden evini kiraladığım adamın gece yakacağım elektrik parası yüzünden bana hakkı geçmesin diye pencerenin tülünü açıp içeriye vuran sokak lambası ışığı ile ders çalıştım. Zira böyle daha helaldı…” dedi.
Birkaç senede imtihanlarda başarılı olup İmam Hatip diplomasını alır.
Zamanın Diyanet yetkilileri babama derler ki “Hacı Hoca Efendi, sen hem Medrese eğitimi almış hem de İmam Hatip diplomalısın, ilim sahibisin, başarılı ve gayretli örnek bir şahsiyetsin, seni Yozgat’a Müftü yapalım.”
Babam "Makam sahibi olmanın vebali büyüktür!" diye düşünür ve bu nedenle teklifi kabul etmez. Onlar da bu defa “Köyüne yakın yer olan Çekerek Nahiyesine Müftü yapalım,” derler. Yine sıcak bakmaz ancak zamanın diğer ilçe üst bu üst düzey yöneticileri ısrar edince, Babam da onları kıramaz, “Peki, geçici vekil olarak Müftülük yaparım ama beni köyüme İmam olarak atarsanız!” şartını koşar. Onlar da “Olur,” derler ve böylece üç aylık Çekerek’te Müftü Vekilliği yapar ve sonrasında köyü Bazlambaç Yukarı Camine İmam Hatip olarak atanır.
Gel zaman git zaman babam bu camide sadece namaz kıldırmakla kalmaz, köydeki iki Caminin de yenilenmesine önderlik eder, hatta memleketi bir baştan bir başa dolaşarak önemli taş ustalarını bulur, Camii Yaşatma Derneği Kurarak bağışlar toplar ve köyündeki iki Camiye muhteşem iki minare yaptırır, bunlarla yetinmez önceki imamlık yaptığı Eskiköy’ün Camisine bir minare yaptırır.
İmamlığının yanında Yukarı Caminin bitişiğine bir de Kur’an Kursu yaptırır ve ücret almadan gönüllü olarak köyünde ne kadar çocuk varsa hemen hemen hepsine Kur’an öğretir, birkaç nesil onun öğrettikleri ile büyür.
1934 yılında çıkan soyadı kanunuyla adına ‘Noman’ ilave ettirir ve ‘Ballı’ soyadını alır.
Babam Hacı Noman Ballı, çevresindeki diğer imamlara göre nam salar ve sözü dinlenen bir ulama olarak tanınmaya başlar. Buna sebep ise dini kitaplardan okuduğunu yaşama dair ne varsa aynısını tatbik etmesi ve fetvaları eğip bükmeden harfiyyen uygulamasıyla dikkat çeker. Mesela bunlardan bazıları şöyledir;
Hacı Noman Hoca Efendi öyle herkesin dini nikahını kıymaz. Çünkü köylü bilir ki, evlenecek olan gelin ve damada Noman Hoca, “İmanın şartını, İslam’ın şartını ve 32 farzı” sorduğunda bilemezlerse o nikahı kıymazdı!..
Rahmetli babam, hakka, hukuka ve Mezhep İmamının söylediklerine kulak verirdi.
Bir defasında sormuştum;
“Baba Hacca giderken neden maaşından biriktirdiğin parayla gitmiyorsun da babandan kalma tarlayı satarak onun parasıyla gittin?” diye, verdiği cevap çok manidardı;
“Oğul, İmamı Azamın bu konuda fetvası var, yaptığım kadrolu İmamlık nihayetinde devlet memurluğu. Namaz kıldırarak aldığım maaş bana şüpheli geldi. Bu nedenle babamdan kalan tarlayı sattım,” dedi.
Yine imamlıktan emekli olurken Ziraat Bankası’ndan toplu emeklilik parasını alırken Banka Memuru derki;
“Hoca Efendi, toplu tazminatınızdan başka bir de Tasarrufu Teşvik neması parası var, onu da ödeyeceğiz size.” Babam cevaben;
“O kalsın!” der. Fakat Banka Memurları şaşırarak;
“Niye?” diye sorar. Babam;
“O para faiz!” der.
Banka Memurları uyanıklık yapar ve bu defa der ki;
“Hoca Efendi o zaman sen evrakı imzala da o parayı biz alalım!”
Babam onlara kızarak reddeder;
“Niye, bana haram olan para size helal mı olacak! Parayı siz alın, yiyin günahını ben çekeyim, öyle mi? Olmaz, devlete kalsın…” der ve o biriken hatırı sayılacak miktardaki parayı almaz.
Ömrü hep Kur’an okumakla ve okutmakla geçti.
Hafta başı başlayıp her Perşembe günü Annesine bir hatim indirirdi! Bu okumalara vefatına kadar devam etti. Bunun sebebini sorduğumda;
“Oğul, Babam erken yaşta vefat edince, çok fukaralık çektim. Tek başıma zorlanınca anam boynundaki 6 adet altın gıremisesini bozdurup harcamam için bana verdi, karşılığında da, ‘Ölene kadar bana Kur'an oku!” dedi. Ben bu vasiyeti yerine getiriyorum."
Bazlambaç Kasabasına yaklaşık 5-6 kilometre mesafedeki Uzunöz Köyüne bazı Cuma günleri Cuma namazı kıldırmak için giderdi. Zile İlçesine bağlı olan Uzunöz köyü Bazlambaç’a kestirme yoldan yakındı mesafedeydi. Ayda bir veya iki kez Cuma günleri eşeğe biner, Kilise Mevkiinden geçerek Cuma namazını kıldırır ve geri dönerdi. Hiçbir ücret almazdı. Bunun sebebini sorduğumda; “Oğul Medrese hocalarımızdan kalan bir vasiyet, bu köyde sadece Cuma namazı kılınıyor, inşallah ileride kadrolu bir imam atanana kadar Allah rızası için gidiyorum,” demişti.

Evin yakınındaki Camide değil, köyün öbür ucundaki uzak Camide görev yapmayı tercih etti. Hayatında kar-kış demeden hiçbir vakti ihmal etmedi, hiç izin kullanmadı, vaazlarının ve hutbelerinin tamamına yakının Osmanlıca kitabından okuyarak yaptı.
Her sabah camiden eve döndüğünde bizi yatağımızdan kaldırırdı, “Rızıklar erken dağıtılıyor…” diyerek...
Biz kalkıp kahvaltıya hazırlanırken babam pencerenin önüne otutur, güneş doğana kadar dua kitabından dulara okurdu. 
Sonra kuşluk namazı kılardı. 
Gençliği hariç ömrünün geriye kalan tamamında üç ayları boyunca üç ay oruç tuttu.
Geceleri teheccüd namazı kılardı. Nezaman gece uyansam babamı seccade başında görürüdüm.
Bakkaldan hazır yiyecek almaz, bahçesinden ve tarlasından ne çıkarsa onu yerdi, zeytinyağdan vazgeçmezdi.
Bol bol sadaka verirdi, bunu hiç kimseye hissettirmezdi, bize bile…
Urupla, mucur, terazi, kazma, kürek gibi tarımsal alet edavat ne varsa evin alt katında bulundurur, konu komşu ihtiyaç olduğunda gelip onu alır kullanırlar ve tekrar yerine koyarlardı. Kayıp olduğunda ise sormaz, gider yenisini alıp yerine koyardı.
Hacı Noman Hoca Efendi çevresindekilerinin de dediği gibi; çok disiplinli idi ve hiç ağzından hiç kötü kelime çıkmazdı.
Köyde ona herkes saygı duyar, bir yerden bir yere gitse, yoldan geçerken kadın-erkek önünden geçmez, önce onun geçmesini beklerler, o da onları görünce adımlarını hızlandırırdı. Kahvehaneye, bir toplantı yerine varsa hemen herkes ayağa kalkardı.
S özü kesilmez, ne dese itibar edilirdi.

İki katlı kiremitli güzel bir evimiz vardı. arkasında genişçe bir de bahçesi vardı. Bahçenin içinden geçen şarıl şarıl akan bir değirmenlik bir su hargı vardı, kıyısında da sıralı kavak ağaçları...
Babamın hiç boş vakti olmazdı, gelen-gidenden, namaz ve Kur'andan boş kalan vaktinde kazma kürek alır, evimizin önündeki bahçede toprağı çapalama yapardı. Bahçemiz adeta cennetten bir köşe gibiydi; türlü türlü meyva yetiştiridi gelen misafirlerine ikram etmek için; elma, armut, kiraz, vişne, dut, kayısı, erik, şeftali, yer elmasna kadar aklınıza ne tür meyve varsa hepsinden birer ağaç vardı.

Tünel gibi yaptırdığı asma mamız vardı üzümlerin altından tünelden geçer gibi geçerdik ve o asma dalları ta evimizin ikinci katındaki balkonun demirlerine sarmış, biz salıncakla sallanırken uzanıp salkımları kopartırdık.
Metrelerce uzunlukta sıra sıra Isparta gül fidanları yetiştirirdi; mevsiminde biz çocukları elimizi arı soksa da leğenler dolusu gül toplarız annemiz onu kaynatır, reçelini yapar kışın kahvaltıda yer ve bir Ramazan ayını o gül reçelini Bişi ekmeği eşliğinde yerdik. Gül suyu yapar, Misk kokusu yapar evimize gelen misafirlere ikram edilirdi.
Har dini Bayramlarda evimiz üç gün boyunca dolup taşardı. Köyde Büyük küçük, çoluk çocuk kim varsa babamı Bayramın ilk gününden başlayarak ziyaret ederler hayır duasını alırlardı. Bizde çocuklarından biri en çok da ben evde adeta hapis hayatı yaşar gelen misafirler gülsuyu ve şeker tutar, giderlerken de önden koşup ayakkabılarını çevirirdim.
Dağda hayvanı kalan koşa koşa babama gelir Kurdağzı bağlatır. Oda getirilen çakıya Kur’an okuyarak kapatırdı.

Köyde biri vVefat edince, "sesi güzel" diye Sala vermesi için babamdan rica edilirdi.
Yağmur duasında, Asker uğurlamasına, Hacc yolculuğuna çıkarken Belediyenin önündeki uğurlama merasimine babam çağrılır ve o dua ederdi.

Yukarı Camideki Kur’an kursunda Çıraklı Mahallesinin çocukları okutulurken, Aşağı Camide de yine Mıstık hoca çocuk okuturken, babam rmekli olduktan sonra ayrıca bizim evimizin alt katında bir göz odayı Kur’an kursuna çevirdi, mahallemizin çocukları buraya gelirlerdi. Odanın içi çok kalabalık olurdu ve gürültüyü susturmak için Babamın yaklaşık 3 metrelik ince uzun bir çubuğu vardı onunla konuşanın kafasına 'tak!' diye inidirirdi.
Köyde yetişkin çocuklarının iyi dini eğitim almasını isteyen bazı aileler haricen  bizim eve gönderirler, Babam da onlara Tecvitli Kur’an, ilmihal... gibi dini bilgi ve ileri seviyede Kur'an öğretirdi. Bunun karşılığında da o talebelerin babaları ayda bir evimize bir eşek odun yıkarlardı.
Başka başka farkındalıkları da vardı;
babam titiz bir insandı ve s ürekli lacivert takım elbise giyerdi. Takım elbiseyi mağazadan aldığında daha giyinmeden onu anneme yıkatırdı. Bir yere oturturken altına hep beyaz mendil sererdi.

Tıpkı yaşamında olduğu gibi, vefatı da bir alime yakışır vakurlukta olmuştu. Vefatından seneler önce köy mezarlığından parası ile mezar yerini satın almış, aylar önsesinden mezar baştaşını elleriyle yontarak hazırlamış, günler öncesinden yakın uzak tüm ahaliyle vedalaşmış ve saatler önceden başucunda Kur’an okutarak son nefesini vermişti.
Takvim yaprakları 07.08.1990 tarihini gösterirken, vefat haberi, Bazlambaç'tan başlayarak tüm çevre köylerdeki minarelerden salası verilerek duyuruldu ve cenaze namazına katılan büyük kalabalıkla köy mezarlığına defnedilmiştir.  01.01.2010 Oğlu Yazar Mehmet Ballı