![]() |
|
Biyografi | Hacı Noman Hoca Efendi (Ballı) |
|---|
Hacı Noman Hoca Efendi (Ballı) Kimdir? Hacı Noman Hoca Efendi Hacı Noman Hoca Efendi 1333 (1917) yılında Yozgat Bazlambaç'ta doğmuştur. Asıl adı 'Hacı' olup 'Noman' adını sonradan almıştır. Kafkasya’dan Müderris olarak Bozok diyarına gelen ve Bazlambaç Medresesi Baş Müderrisi Mehmet Efendi'nin oğludur. Kaynakça: Oğlu Yazar Mehmet Ballı |
| Babam Hacı Noman Hoca Efendi, Örnek Şahsiyetti! 1917 yılında doğan rahmetli babam Noman Hoca Efendi'nin ilk adı 'Hacı' olup 'Noman' adını sonradan almıştır. İlk dini eğitimini Bazlamaç Medresesi'de Baş Müderris olan babası Mehmet Efendi'den aldı. 6 yaşında iken babası vefat etti. Bir gün evlerinin sokağında yürürken köylünün biri, “Hacı, baban yok artık, gözünü aç, aç!” diye onu uyarmak ister. O da iki parmağını gözlerine sokarak eve gelir. Onu bu halde gören annesi şaşırarak, “Gözlerini patlatacaksın oğul, çek ellerini!” deyince, Hacı, “Sokakta falanca adam bana gözlerini aç!” dedi, der. Yani o kadar küçük yaştadır ki, henüz “Uyanık ol, seni koruyacak, kollayacak, karnını doyuracak bir baban yok artık, gözünü aç!” anlamını bilmeyecek kadar küçük yaştadır. Öksüz kalan babam, önce köydeki Sıbyen Mektebine ardından da Medresede eğitimine başladı ve 18 yaşında Bazlambaç Medresesi'nden Molla olarak mezun oldu. İki amcası vardı, onlar da henüz genç yaşta peş peşe vefat edince bir başına kalan babam, tüm zorluklara rağmen hayata tutunmaya çalıştı. Diğer Mollalar gibi Amasya'ya gidip icazet alarak yaşlı anasını ve bağını bahçesini bırakıp köyünü terketmek istemedi. Gençliğinde kah ırgatçılık yaparak, kah öküzlerin peşinde rençberlikle yaparak geçimini sağlamaya çalıştı ve 20 yaşına geldiğinde evlenip hemen peşinden askerliğini yaptıktan sonra babasının izinden gitmeye karar verdi. İleri dercede dini bilgisinden dolayı kendi Bazlamaç'a yakın Eskiköy’e şimdiki adıyla Aydıncık ilçesinde İmam olarak görev yapmaya başladı. Bu dönemde devlet memurluğu yaygın olmadığından köylerde imamlar ‘Hak’ usulü görev yapmaktaydı ve Babam da hak usulü imamlık yapmaya başladı. Bu zamanda hak usu; Ramazan Bayramından birkaç gün önce Köy Muhtarı yanına iki Aza alarak, önlerinde bir merkeple köydeki evleri teker teker dolaşır, her evden bir teneke arpa ya da buğdayı ‘hak’ olarak toplar, toplanan bu hak Camii avlusuna yığar, sonra da açıkartırma usulü satılarak paraya çevrilir, elde edilen parayla caminin ihtiyaçları giderilir ve o Camide görev yapan İmam Efendinin de bir senelik ‘hak’kı yani maaşı ödenirdi. İşte rahmetli babam da 12 sene boyunca Aydıncık’ta Hak usulü İmamlık yaptı. Zaman sonra babamın hitabetini ve ilmini duyanların dikkatini çekmiş olacak ki, Aydıncık Nahiyesi başkanı Muhittin Efendi ve eşrafı gelip babamı ziyaret ederler. Onunla konuşup İmam Hatip Diploması alması yönünde telkinde bulunurlar. Babamın da kafasına bu öneri yatar ve köyden kalkıp Yozgat merkeze gider. Yozgat İmam Hatip Okulunu dışarıdan bitirmek için başvuru yapar. Başvurusu kabul edilir. Burası ibretlik bir olaydır; Babam imtihan zamanları ders çalışmak ve hazırlanmak için Yozgat merkezden kiralık ev tutar. Ev tutarken de kiraladığı evlerin cadde üzerinde, penceresinden sokak lambasının ışığı içeri vuracak şekildeki evleri kiralar. Babama bunun sebebini sorduğumda; “Oğul, sabaha kadar ders çalışmam gerekiyordu, bu yüzden evini kiraladığım adamın gece yakacağım elektrik parası yüzünden bana hakkı geçmemesi için pencerenin tülünü açıp içeriye vuran sokak lambası ışığı ile ders çalıştım. Zira böyle daha helaldi…” dedi. Birkaç senede imtihanlarda başarılı olup İmam Hatip diplomasını alır. Zamanın Diyanet yetkilileri babama derler ki “Hoca Efendi, sen hem Medrese eğitimi almış hem de İmam Hatip diplomalısın, ilim sahibisin, başarılı ve gayretli örnek bir şahsiyetsin, seni Yozgat’a Müftü yapalım.” Babam "Makam sahibi olmanın vebali büyüktür!" diye düşünür ve bu nedenle teklifi kabul etmez. Onlar da bu defa “Köyüne yakın yer olan Çekerek Nahiyesine Müftü yapalım,” derler. Yine sıcak bakmaz ancak zamanın diğer ilçe üst düzey yöneticileri ısrar edince, Babam da onları kıramaz, “Peki, geçici vekil olarak Çekerek Müftülüğü yaparım ama beni köyüme İmam olarak atarsanız!” şartını koşar. Onlar da “Olur,” derler ve böylece üç ay Çekerek’te Müftü Vekilliği yapar ve sonrasında köyü Bazlambaç Yukarı Camine kadrolu İmam Hatip olarak atanır. Gel zaman git zaman babam bu camide sadece namaz kıldırmakla kalmaz, köydeki iki Caminin de yenilenmesine önderlik eder, hatta memleketi bir baştan bir başa dolaşarak önemli taş ustalarını bulur, Camii Yaşatma Derneği Kurarak bağışlar toplar ve köyündeki iki Camiye muhteşem iki minare yaptırır, bunlarla yetinmez önceki imamlık yaptığı Eskiköy’ün Camisine bir minare yaptırır. İmamlığının yanında Yukarı Caminin bitişiğine bir de Kur’an Kursu yaptırır ve ücret almadan gönüllü olarak köyünde ne kadar çocuk varsa hemen hemen hepsine Kur’an öğretir, birkaç nesil onun öğrettikleri ile büyür. 1934 yılında çıkan soyadı kanunuyla 'Hacı' adının yanına ‘Noman’ adını da ilave ettirir ve ‘Ballı’ soyadını alır. Babam Hacı Noman Ballı, çevresindeki diğer imamlara göre daha ön plana çıkar ve sözü dinlenen bir ulama olarak tanınmaya başlar. Buna sebep ise dini kitaplardan okuduğunu yaşama dair ne varsa aynısını tatbik etmesi ve fetvaları eğip bükmeden harfiyyen uygulamasıyla dikkat çeker. Mesela bunlardan bazıları şöyledir; Hacı Noman Hoca Efendi öyle herkesin dini nikahını kıymaz. Çünkü köylü bilir ki, evlenecek olan gelin ve damada, Noman Hoca, “İmanın şartını, İslam’ın şartını ve 32 farzı...” sorduğunda onlarda 32 farzı bilemezlerse o nikahı kıymaz!.. Rahmetli babam, hakka, hukuka ve Mezhep İmamının söylediklerine kulak verirdi. Bir defasında sormuştum; “Baba Hacca giderken neden maaşından biriktirdiğin parayla gitmiyorsun da babandan kalma tarlayı satarak onun parasıyla gittin?” diye, verdiği cevap çok manidardı; “Oğul, İmamı Azamın bu konuda fetvası var, yaptığım kadrolu İmamlık nihayetinde devlet memurluğu. Namaz kıldırarak aldığım maaş bana şüpheli geldi. Bu nedenle babamdan kalan tarlayı sattım,” dedi. Yine imamlıktan emekli olurken Ziraat Bankası’ndan toplu emeklilik parasını alırken Banka Memuru derki; “Hoca Efendi, toplu tazminatınızdan başka bir de Tasarrufu Teşvik neması var, onu da ödeyeceğiz size.” Babam cevaben; “O kalsın!” der. Fakat Banka Memurları şaşırarak; “Niye?” diye sorar. Babam; “O para faiz!” der. Banka Memurları uyanıklık yapar ve bu defa der ki; “Hoca Efendi o zaman sen evrakı imzala da o parayı biz alalım!” Babam onlara kızarak reddeder; “Niye, bana haram olan para size helal mı olacak! Parayı siz alın, yiyin günahını ben çekeyim, öyle mi? Olmaz, devlete kalsın…” der ve o biriken hatırı sayılacak miktardaki parayı almaz. Ömrü hep Kur’an okumakla ve okutmakla geçti. Hafta başı başlayıp her Perşembe günü Annesine bir hatim indirirdi! Bu okumalara vefatına kadar devam etti. Bunun sebebini sorduğumda; “Oğul, Babam erken yaşta vefat edince, çok fukaralık çektim. Tek başıma zorlanınca anam boynundaki 6 adet altın gıremisesini bozdurup harcamam için bana verdi, karşılığında da, ‘Ölene kadar bana Kur'an oku!” dedi. Ben bu vasiyeti yerine getiriyorum." Bazlambaç Kasabasına yaklaşık 5-6 kilometre mesafedeki Uzunöz Köyüne bazı Cuma günleri Cuma namazı kıldırmak için giderdi. Zile İlçesine bağlı olan Uzunöz köyü Bazlambaç’a kestirme yoldan yakındı mesafedeydi. Ayda bir veya iki kez Cuma günleri eşeğe biner, Kilise Mevkiinden geçerek Cuma namazını kıldırır ve geri dönerdi. Hiçbir ücret almazdı. Bunun sebebini sorduğumda; “Oğul Medrese hocalarımızdan kalan bir vasiyet, bu köyde sadece Cuma namazı kılınıyor, inşallah ileride kadrolu bir İmam atanana kadar Allah rızası için gidiyorum,” demişti. Evin yakınındaki Camide değil, köyün taa öbür ucundaki uzak Camide görev yapmayı tercih etti. İmamlığı boyunca kar-kış demeden hiçbir vakti ihmal etmedi, hiç resmi izin kullanmadı, vaazlarının ve hutbelerinin tamamına yakının Osmanlıca kitabından okuyarak yaptı. Her sabah camiden eve döndüğünde bizi yatağımızdan kaldırırdı, “Rızıklar erken dağıtılıyor…” diyerek... Biz kalkıp kahvaltıya hazırlanırken babam pencerenin önüne otutur, güneş doğana kadar elindeki çüzden dulara okurdu. Sonra kuşluk namazı kılardı. Gençliği hariç ömrünün geriye kalan tamamında üç ayları boyunca üç ay oruç tuttu. Geceleri teheccüd namazı kılardı. Nezaman gece uyansam babamı seccade başında görürdüm. Bakkaldan hazır yiyecek almaz, bahçesinden ve tarlasından ne çıkarsa onu yerdi, zeytinyağdan vazgeçmezdi. Bol bol sadaka verirdi, bunu hiç kimseye hissettirmezdi, bize bile… Urupla, mucur, terazi, kazma, kürek gibi tarımsal alet edavat ne varsa evin alt katında bulundurur, kapımız daim açık olur, konu komşu ihtiyaç olduğunda gelip onu alır kullanırlar ve tekrar yerine koyarlardı. Kayıp olduğunda ise sormaz, gider yenisini alıp yerine koyardı. Hacı Noman Hoca Efendi çevresindekilerinin de dediği gibi; çok disiplinli idi ve hiç ağzından hiç kötü kelime çıkmazdı. Köyde ona herkes saygı duyar, bir yerden bir yere gitse, yoldan geçerken kadın-erkek önünden geçmez, önce onun geçmesini beklerler, o da onları görünce adımlarını hızlandırırdı. Kahvehaneye, bir toplantı yerine varsa hemen herkes ayağa kalkardı. Sözü kesilmez, ne dese itibar edilirdi. İki katlı kiremitli güzel bir evimiz vardı. arkasında genişçe bir de bahçesi vardı. Bahçenin içinden geçen şırıl şırıl akan bir değirmenlik su hargı vardı, kıyısında da sıralı kavak ağaçları... Köyde biri vefat edince, "Nazmı ve sesi güzel" diye Sala vermesi için babamdan rica edilirdi. Yukarı Camideki Kur’an kursunda Çıraklı Mahallesinin çocukları okutulurken, Aşağı Camide de yine Mıstık hoca çocuk okuturken, babam emekli olduktan sonra ayrıca bizim evimizin alt katında bir göz odayı Kur’an kursuna çevirdi, mahallemizin çocukları buraya gelirlerdi. Odanın içi çok kalabalık olurdu ve gürültüyü susturmak için Babamın yaklaşık 3 metrelik ince uzun bir çubuğu vardı, odada gürültü yapanların kafasına 'tak!' diye inidirirdi. |