İnsanlık Tarihi ve Türkler
İnsanoğlunun nereden geldiği, nasıl çoğaldığı, nasıl yerleşik hayata geçtiği ve medeniyetler kurduğu, insanlık tarihinin en çok merak edilen konularından biridir.
Geçmişimizi anlamak, yalnızca eski olayları öğrenmek anlamına gelmez. Bugünü anlamanın ve geleceğe daha bilinçli bakmanın yollarından biri de insanlığın geçirdiği uzun tarihsel süreci doğru bilgiler ışığında tanımaktır.
Yapılan araştırmaları bizde derleyerek okurlarımızın istifadesine sunuyoruz. Buna göre insanlık tarihi iki ana damardan takip edilegelmektedir: Biri dini kanaldan, diğeri ise bilimsel kanaldan. İnsanlık tarihinin ortaya çıkışını, semavi dinlerin (İslami/kitabi) ve modern bilimin (arkeoloji/antropoloji) perspektiflerinden şu şekilde kronolojik olarak sıralayabiliriz:
1. Dini Perspektif (Yaratılış ve Peygamberler Tarihi)
Dini anlatıda tarih, insanın mükemmel bir biçimde yaratılıp yeryüzüne halife olarak gönderilmesiyle başlar.
- Hz. Âdem Dönemi: İnsanlığın başlangıcıdır. İlk insan ve ilk peygamberdir. Tarım, hayvancılık ve temel alet kullanımının onunla başladığı kabul edilir. Kronolojik olarak (kesin olmamakla birlikte) MÖ 6000-8000 yıllarına veya çok daha eskilere dayandırılır.
- Hz. İdris Dönemi: Terzilik, yazı ve astronomi gibi bilimlerin temellerinin bu dönemde atıldığına inanılır. Toplumun uygarlaşma sürecidir.
- Hz. Nuh ve Tufan (MÖ 3000-2500 civarı): İnsanlık tarihinin "ikinci başlangıcı" kabul edilir. Büyük bir sel ile yeryüzü temizlenmiş ve Nuh’un soyundan gelenler dünyayı yeniden şenlendirmiştir.
- İbrahimî Dönem (MÖ 2000 civarı): Mezopotamya’dan Kenan diyarına göç ve tek tanrılı inancın kurumsallaşması gerçekleşmiştir.
2. Arkeolojik ve Bilimsel Perspektif (Evrim ve Medeniyet)
Arkeoloji ve antropoloji, maddi kalıntılara (kemik, taş alet, şehir kalıntıları) dayanarak bir çizelge sunar.
- Paleolitik Çağ (Eski Taş - Yaklaşık 300.000 yıl önce): Modern insanın (Homo sapiens) Afrika’da ortaya çıkışı. Avcı-toplayıcı yaşam, ateşin kontrolü ve mağara sanatının doğuşu.
- Neolitik Devrim (MÖ 10.000 - 8.000): Tarımın başlaması ve hayvanların evcilleştirilmesi. İnsanlık bu dönemde ilk kez yerleşik hayata geçmiştir.
- Göbeklitepe (MÖ 9600): Dini anlatıdaki "merkezi tapınak" fikrini arkeolojik olarak destekleyen, insanlığın bilinen en eski inanç merkezidir.
- Kalkolitik Çağ ve Sümerler (MÖ 4000 - 3000): Yazının icadı ile tarihin "kayıtlı" kısmının başlangıcıdır. İlk şehir devletleri (Uruk, Ur) ve karmaşık hukuk sistemleri kurulmuştur.
- Tunç Çağı (MÖ 3000 - 1200): Büyük imparatorlukların (Mısır, Hitit, Akad) yükselişi ve uluslararası ticaretin başlaması.
Arkeoloji ve Din Nerede Kesişiyor?
- Bereketli Hilal: Her iki perspektif de (Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye) medeniyetin ana rahmi olarak bu coğrafyayı işaret eder.
- Tufan Hikayesi: Hem Sümer tabletlerinde (Ziusudra/Utnapiştim) hem de arkeolojik sel tabakalarında, dini anlatıdaki Nuh Tufanı'nın izlerine rastlanmaktadır.
Türk Tarihinin Kronolojik Hiyerarşisi
Türk tarihi incelendiğinde kronolojik sıra ve hiyerarşi şu şekilde şekillenmektedir:
1. Anasoy ve Amerinler ve Anav Kültürü (MÖ 30.000)
Türklerin atalarına dair ilk izler Türkistan’daki arkeolojik kültürlerde rastlanmaktadır.
"Bundan aşağı yukarı 30 bin yıl önce, yeryüzünde bulunan taşıllara (fosil) göre, yalnızca 3-4 anasoy vardı.
Bu, Yontmataş (Paleolitik) Çağı’nda, biz Türkler yoktuk.
Binlerce yıl bu anasoylar karıştı, bir sürü kırma türler çıktı, sonra gelenler yerli yerine oturunca, belli özellikli 8-10 anasoy oluştu. Bunlardan yalnızca ikisi biz Türkleri ilgilendirir:
Avrasya’da Ural Dağları’nda yaşayan Ak Brakisefal soyla (ki yanlışlıkla “Alp-Alpin” adı takılmıştır), bir de Asya’nın Sibirya ucundan Baykal Gölü ile Tanrıdağları’na doğru uzanan geniş bölgede yaşayan Amerindler.
Bu çağdaki karışmadan doğanların, sonradan genleri durulunca, ötkene (tarihe) “İLK-TÜRK”ler olarak geçmişlerdir.
Sonraları, bunlara Hunlar, Uygurlar, Aparlardır (Avarlar) denmiştir."
2. Anav Kültürü (MÖ 4500 - MÖ 1000)
Bugünkü Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat yakınlarındaki Anav bölgesi yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
- En Eski Merkez: Orta Asya’nın bilinen en eski kültür merkezidir.
- Yaşam Tarzı: Bu kültürün insanları güneşte kurutulmuş kerpiç/tuğla evlerde yaşamış, yerleşik hayatı benimsemişlerdir.
- Tarım ve Hayvancılık: Tarımla (buğday, arpa) uğraşmışlar; koyun, keçi, sığır ve deve beslemişlerdir. En önemli özelliklerinden biri, atın bu kültürde çok erken dönemlerde evcilleştirilmiş ve kullanılmış olmasıdır.
- Zanaat: Dokumacılık yapmış, seramik ürünler üretmiş, bakır ve toprak işlemeciliğinde gelişmişlerdir.
3. Afanasyevo Kültürü (MÖ 3300 - MÖ 1700)
Altay Dağları ve Yenisey Irmağı (Minusinsk ovası) civarında gelişmiş bir Kalkolitik/Tunç Çağı kültürüdür.
- Ön Türklerin İzleri: Arkeologlar ve tarihçiler tarafından Orta Asya'daki en eski Türk kültür merkezi (tarihteki Türklerin en eski ataları) olarak kabul edilir.
- Avcı ve Savaşçı Yapı: Göçebe ve yarı göçebe bir yaşam süren bu toplum, avcılık ve hayvancılıkla geçinmiştir. At ve koyun yetiştiriciliği hayatlarının merkezinde yer almıştır.
- Teknoloji ve Mezar Kültürü: Çakmak taşından ok uçları, kemik iğneler ve bakırdan aletler (bıçaklar, teller) yapmışlardır. Mezarlarına ölen kişiyle birlikte eşyalar ve yemek kalıntıları bırakma gelenekleri, sonraki dönem Hun ve Göktürk kültürlerindeki kurgan geleneğinin temelini oluşturur.
4. Andronovo Kültürü (MÖ 2000 - MÖ 900)
Afanasyevo kültürünün genişleyip gelişmiş bir devamı niteliğindedir. Tanrı Dağları, Altaylar, Batı Sibirya ve Hazar'ın kuzeydoğusuna kadar çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.
- En Geniş Yayılma Alanı: Orta Asya kültür merkezleri arasında coğrafi olarak en geniş alana yayılan gruptur.
- Tunç Çağı Ustaları: Madencilikte çok ileri gitmişlerdir. Bakırın yanı sıra altın ve tunçtan silahlar, zırhlar ve süs eşyaları yapmışlardır.
- Atlı Savaş Arabaları: Savaş aletleri yapımında, tekerlekli araba tasarımlarında ve atlı-savaşçı yaşam tarzında büyük bir gelişim göstermişlerdir.
- Dini İnançlar: Güneş ve ateş kültlerinin yanı sıra düz tabanlı, geometrik desenli çömlekçilik tarzlarıyla bilinirler.
MÖ 10. yüzyıla gelindiğinde bu köklü bozkır kültürleri yerini tamamen demir madenini eritmeye başlayan ve göçebe çadır-araba kültürünü mükemmelleştiren Karasuk ve ardından gelen Tagar kültürlerine devretmiştir.
5. Proto-Ön Türkler (MÖ 4000 - 3000)
Bu dönemlerde 'Türk' adı henüz kullanılmamaktadır. Ancak bu dönemde ortaya çıkmış 'Türk Soy/Irkını doğru tanımlamak için sonraki yıllarda 'Proto-Ön Türk' olarak adlandırılılmıştır.
Tarihi kayıtlarda görülen, Türk kültür unsurlarını (atlı göçebe yaşam, pantolon, çizme, bozkır sanatı) taşıyan ilk büyük topluluktur. Alp Er Tunga bu dönemin efsanevi isimlerindendir.
Türk tarihine ilişkin bazı araştırmacılar; Sümerler, Sakalar, Anav, Afanasyevo, Andronovo, Hunlar ve Uygurlar ile Orta Asya bozkır toplulukları arasında dil, kültür, mitoloji ve göç hareketleri bakımından bağlantılar bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu görüşe göre Sümerler, Ön Türk topluluklarıyla ilişkilendirilebilecek erken topluluklardan biridir.
- Sümerler: Ön Türklerdir, Orta Doğu’ya, Mezepotamya’ya göçüp, insanlığın ilk gerçek uygarlığını kuran kavimdir.
Bir kolları Anadolu’ya giriyor. Olasılıkla Kafkaslardan gelen Ön Hititler (D.Ö 2700-2000), Nezik-Hititler 2000 yılında Anadolu’yu alıyorlar.İnsanlık tarihinin dönüm noktası olan çivi yazısını
bularak tarihi çağları başlattılar.
- Dünya tarihinin ilk yazılı destanları olan Gılgamış Destanı, Tufan Hikayesi ve Yaratılış Destanı
Sümerler'e aittir.
- Sakalar (İskitler): Avrasya bozkırlarında hüküm sürmüş tarihin ilk büyük atlı göçebe savaşçı topluluğudur
. Doğu kaynaklarında 'Saka', Batı kaynaklarında 'İskit' olarak anılan bu topluluk, Asya ve Avrupa kültürleri arasında adeta bir köprü görevi görmüştür. Sümerler'in devamıdır.
- Uygurlar – Hunlar ile Avarlar ise Türkistan/Orta Asya’da kalan Ön Türklerle, Alp ile Kızılderililer’in karışımıdır.
6. Asya Hun Devleti (MÖ 220 - MS 216)
Türklerin tarihte kurduğu ilk teşkilatlı devlet olarak Hunlar kabul edilir. Aynı zamanda 'GökTengri' inancını benimsemişlerdir)
- Teoman ve Mete Han: Teoman, Hunların bilinen ilk hükümdarı ve kurucusudur. Mete Han ise tarihte ilk kez tüm Türk boylarını tek çatı altında toplayan liderdir. Mete Han tarafından onlu askeri sistem kurulmuş; Türk devlet geleneğinin, töresinin ve ikili teşkilatlanmanın temelleri atılmıştır.
7. Göktürkler (MS 552 - 745)
"Türk" adını (Orhun Anıtları) resmi devlet ismi olarak kullanan tarihteki ilk devlettir.
- Bumin Kağan ve İstemi Yabgu: Devleti ikili teşkilatla yöneterek İpek Yolu'nu kontrol altına almışlardır.
- Orhun Yazıtları: Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri bu dönemde (II. Göktürk / Kutluk Dönemi) dikilmiştir. Bu yazıtlar, Türk dilinin ve devlet bilincinin en somut kanıtıdır.
8. Uygurlar (745 - 840)
Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Göktürklerin kültürel mirasını devralmış, ancak yerleşik hayata geçerek Türk kent kültürünü başlatmışlardır.
- Maniheizm İnancı: Bu inancı benimsemeleri savaşçı kimliklerinin azalmasına neden olmuş; buna karşın sanat, mimari, tarım ve matbaacılıkta (kağıt kullanımı) büyük bir kültürel devrim yapmalarını sağlamıştır.
9. İslamiyet'e Geçiş ve Büyük Göçler (10. Yüzyıl ve Sonrası)
- Karahanlılar: Orta Asya'da İslamiyet'i kabul eden ilk büyük Türk devletidir. Karluk, Yağma ve Çiğil gibi Türk boylarının oluşturduğu bu devlet, Türk-İslam sentezinin temellerini atmış ve köklü bir kültürel miras bırakmıştır.
- Selçuklular: Oğuz boylarının batıya yürüyüşü ile 1071 Malazgirt Zaferi kazanılmış ve Anadolu'nun kapıları Türklere açılmıştır. Bu süreç, Osmanlı İmparatorluğu ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar uzanan tarihsel yolu başlatan ana etkendir.
Kaynakça olarak;
Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere batılı araştırmacı Gene D. Matlock’ın “Hepiniz Türksünüz” adlı kitabı gibi birçok eser ve araştırmada, dünya tarihinin şekillenmesinde Türklerin oynadığı rol genişçe yer bulmaktadır. Özellikle kronolojik olarak Uygurlardan çok daha önce, MS 375 yılında Hunların batıya kaymasıyla başlayan Kavimler Göçü, Avrupa’nın etnik ve siyasi yapısını kökten değiştirmiştir. Avrupa Hun Devleti (özellikle Attila dönemi) ile Türk kültürü ve devlet vizyonu ilk kez Avrupa içlerine kadar güçlü bir şekilde taşınmıştır.
Son olarak, 2026 tarihi itibarıyla, Cudi Dağı'nda Nuh'un Gemisi'nin bulunduğunun kanıtlama aşamasında olması; Din ile Bilimin birleştiği noktayı göstermektedir.
Sonuç olarak, Tarihimizle gurur duymak ve tarihimize karşı bilimsel sorumluluğumuzu korumak.Çünkü geçmiş, yalnızca övünmek için değil; anlamak, araştırmak ve gelecek kuşaklara doğru aktarmak için vardır. Mehmet Ballı yazarmehmetballi@gmail.com

|