ANASAYFA
ARAŞTIRMA Minimal Öykü Üzerine İnceleme Yazısı

Yazar Mehmet Ballı’nın Minimal Öykü Kitabı RABARBA Üzerine İnceleme Araştırma  Yazısı

HALK EDEBİYATI DERGİSİ | Sayı:37 | Gülten ÖZGÜL

Türk Edebiyatı’nda ‘Küçürek Hikaye’ Dünya Edebiyatında ise ‘Minimal Öykü’ olarak adlandırılan çok kısa metinlerdir. “Çok kısa öykü”, “öykücük”, “kısa kısa öykü”,” kıpkısa öykü” gibi terimler kullanılmıştır. Arı duru kelimelerle yazılan tek cümlelik öykülerde vardır. Hikayelerin hacmi dardır. O yüzden şiir, fıkra, fabl, masal, manzum hikâye, atasözü gibi türlerin birçok özelliğini taşıyan küçürek hikâye günümüzde bağımsız bir tür haline gelmiştir. Az zamanda çok şey yapma isteği, insanların sabırsızlıkları, okur kitlesinin uzun metinlerden kaçma isteği, sosyal ağlarda olan yazma ve iletişim alışkanlıkları küçürek hikayeye olan ilgiyi giderek arttırmıştır.
En kısa cümlede arı-duru kelimelerle ama belirli bir duygu yoğunluğu ile (duygusal bir yoğunlukta) ve
kurgusal bir derinlikte anlatılan en kısa hikayeye “Küçürek Hikaye” ya da “Minimal Öykü” diyoruz.
Aklın zıplamasıdır. İnsan zihninde birçok olasılık uyandıran, biraz duygusal, tek doğrunun olmadığı, isteyenin istediği gibi anlam verebildiği ucu açık hikayelerdir. Birkaç sözcükle sizi duygu ve düşüncelere boğabilecek bir kuvvete sahiptir. Dünya edebiyatında “anlık kurmaca” diye tanımlanır. Dünyada öncüleri Ernest Hemingway, Franz Kafka, Oscar Wilde, Julio Cortazar, Dino Buzzati ; geleneksel hikayecilerden Hintli Beybaba, Yunan Ezop. İranlı Sadi Şirazi örnek olarak verilebilir.
Türk Edebiyatında ise Ferit Edgü, Tezer Özlü, Taner Karakoç, Haydar Ergülen ve Mehmet Ballı
geleneksel hikayecilerden ise Mevlâna örnek olarak verilebilir.
Özellikleri:
1-Kısa ve yalındır.
2-Okunması ve anlaşılması kolay bir türdür.
3-Az sayıda kelime ile etkili bir anlatım sağlamak amaçlanır.
4-Hiçbir şey uzun uzadıya anlatılmaz.
5-Klasik hikayedeki serim, düğüm, çözüm bölümleri yoktur. Bu bölümler okurun düş gücüne
bırakılır.
6-Yazar çoğu zaman imgeler kurar ve onların gücünden faydalanarak hikayesini
anlatır.
7-Şiir, fıkra, fabl, manzum hikaye, atasözü gibi birçok özelliğini taşıyan küçürek
hikaye günümüzde bağımsız bir tür haline gelmiştir.
8-Ucu açık hikayelerdir, her okuyanda farklı anlamlar ifade edebilir.
9-Belirli bir duygu yoğunluğu ile yazılır.
10-Edebiyatın en yeni türüdür.

ÖRNEK-1
“Ne yazık ki kalamam, dedim. Bekleyenim var.”
(252 Yazardan minimal öyküler. Ferit Edgü,2007:53)

ÖRNEK-2
“Kapı eşiğinde eli göğsünde ağlayan kadın, kimin nesi?”

(Rabarba Küçürek Öyküler. Mehmet Ballı 2018 Syf:47)

Mehmet Ballı’nın RABARBA Küçürek Hikaye Kitabı İncelemesi:

Kitap: RABARBA
Tür: Küçürek Hikaye
Yazar: Mehmet Ballı
Kitap inceleme: Gülten Özgül
RABARBA anlamı itibariyle sanatsal bir derinliği olan ‘uğultu’ anlamına gelen ve edebiyatta
senaryo yazarlarınca kullanılan özel bir kelimedir. Bu kitapta yazarımızın isteği dini, siyasi ve ideolojik kaygıya kapılmadan insani ve ahlaki değerleri de gözeterek küçürek öykülerini oluşturmaktır. Bu kitabın arka kapağında yazarımız şöyle der:
“… tıpkı bir heykeltıraşın yonttuğu heykelin evreleri gibi; Edebiyat’ ta da düz bir yazının merhalelerinden geçerek edebi bir kıvama gelmesiyle oluşan Küçürek Hikaye; en kısa cümleyle, yoğun duyguların arı- duru kelimelerle kurgusal derinlikte anlatılarak, okuyucunun zihninde birkaç ihtimal çıkarmasını sağlayan edebiyatın gürbüz çocuğudur…”

Bu bağlamda tür özelliklerine de özet yapan yazarımızın bu kitabı iki bölümden oluşur ve 127 sayfadır. Dili akıcı ve anlaşılır. Kitabı okumaya başladığımda çok ilginçtir her hikayeden sonra durup düşündüm, bitirmeden de bırakmadım. Bir gün sonra dip notlar alarak tekrar okudum. Anlayana hayatın kılavuzu izlenimi verdi bana. Tiplemeleri Deli, Veli, Meczup gibi karakterleri var. Anadolu insanının o masum duru kendine has kültürünün mayaları yazarımızda görülür. İnsan ilişkilerinde oldukça başarılı,  gözlemleri isabetli. Yani Ayşe teyzenin sofrasına oturmuş hoş sohbetle yayık ayranından da içmiş yazarımız. Dikkatimi çeken ayrı bir konu ise hayati olayları hep bir doğru sona götürme isteği ve arınma içgüdüsü tüm hikayelerinde göze çarpıyor. İnsanların yaşamında iniş çıkışları heyecan, keder, ayrılık, şaşkınlık gibi olaylarına karşı Meczup’ un bir karşılığı var ya da Deli ye karşı Veli’nin.
Yani ‘İlahi Aşk’a tutkun olan Yunus’ tan ya da Mevlana’dan izler bulabilirsiniz. Anadolu insanının
kullandığı kelimeler ve geleneklerimize oturan dil yapısının zenginliği baskın bir şekilde ele alınmış sanki adım adım bu topraklar gezilmiştir. Hayatta inançları ve değerleri olmayan insanlar, hedeflerini net olarak belirleyemez ve ömrü ikilemler yaşamakla sürer. Zaten yazarımız iki insanı birbiriyle konuştururken aralarında ki muhabbetten tüm insanlık faydalansın istiyor.
Yazarımızın muradı, tüm ayrıştırıcı duygulardan uzak, okuyucusunu düşündürtmek hayatlarına
bir nebze de olsa dokunabilmek. Ben de iz bırakan kadınlar ve öğrencilerle ilgili öyküleri. Eğitimci,
kadın ve yıllarca gençlerle birlikte olduğum için gözlemlerindeki ince ayar dokunuşlar bende kalıcı etki yaptı. Eğer bir tarihçi olsaydım olay belki farklı olurdu. Bu öykülerde yazarımızın araştırmacı tarihi roman yazarlığına eğilimini ve olaylara bakış açısını bulabilirsiniz. Tarih geleceğe ayna tutacağı için ciddiyeti ve vebali iyi irdelenmeli. O nedenle bu öyküleri karşıma alıp düşünmedim değil… Ama önemli bir gerçek var, yazarımız hep fukaradan ezilenden yana.
Doğduğu coğrafya ve aldığı kültürle yoğrulmasaydı, evlat acısı çeken bir anneyi ya da babayı
böyle güzel ifade edebilir miydi? :
“Annesi yalvardı Komutana, Bir mezarı olsun istiyorum yeter ki denizden çıkartın yavrumu!..”

“Acılı anne elleri koynunda uğurladı; iki çocuğunu birden, emzikleriyle…”

“Başın sağ olsun” diyenlere, Vatan sağ olsun… dedi gözyaşını içine döken babanın yüze vuran
ifadesine inat…”

Damlarından kan damlayan kınalı kuzuların ana ve babaları gözünüzün önüne geldi değil mi?
Bu başarılı öyküler iyi gözlem ve yaşanmışlıkların süzgeci kuşkusuz.
O kadar paylaşmak istediğim öykü var ki seçmekte zorlanıyorum.

Gençlerle ilgili olanlardan;
“Elindeki cep telefonu tuşlarıyla meşgul halde, oda kapısından o içeri bense dışarı omuzlarımız
sürtünerek geçtiğimiz kardeşimden, iki saniye sonra bir mesaj geldi telefonuma, ağabey
doğum günün kutlu olsun!”

Aile kahkahaları ve sohbetlerine hasret olduğumuz, kuşakları birbirinden uzaklaştıran, konuşma
yetisini azaltan iletişimsizlik, sanal dostluğa yelken açıyor. Yazarımız az ve öz nasıl da damardan
girmiş, kaybolan aile sıcaklığını bir cümle ile anlatmış yani küçürek öykü adresini bulmuş.
Meczupla çok iyi anlaşamasak da bir öyküsünde hem fikir olduk:
“Ben şiirin üç halini seviyorum” dedi ve ekledi; “İlhamla yazılan anlaşılır şiir süt gibidir, lıkır lıkır
içerim. İlhamın yanına şairin gayretini de mayaladığı şiir yoğurt gibidir, kalıp kalıp götürürüm.
İlham ve gayretin yanı sıra şairin sabrı ve titizliği ile sanat yaparak kilitlenen şiir tereyağı gibidir,
boğazıma takılmadan yutarım.”
Hem dolu hem de anlaşılır bir yorum değil mi...
Meczup adı üstünde Allah aşkıyla yanıp tutuşan demek. Biz dünyalıkların o kadar hayata dair mücadele içinde kaygıları var ki yazarımızın dediği gibi akıl zıplaması yaptırıyor, gerçekleri şamar gibi yüzümüze vurması haliyle biraz yoruyor.
İlahi seslenişte bulunduğu bir öyküsünde şöyle der:
“İnsan bir alem! dedi Meczup ve ekledi; Allah önce insanı mükemmel yarattı, sonra da kullanma
kılavuzunu…”
Bu ne güzel bir inanış ve insanın aklını iyi kullanması anlamında verilen mesaj…

RABARBA öykülerinde bizim kendi büyüklerimizin bize öğüt olarak anlattıkları hikayeleri anımsatan
pek çok öykü bulabilirsiniz. Hatta kendi büyüme dönemlerimizin de izleri var. Mesela:
“- Evlat, beni anlamıyorsun!
-Ben çocuk değilim baba!
-Benim çocuğumsun ama…”

Gelelim Deli ile Veli’nin öykülerine. Hissedilir bir şekilde dünyalık Deli’nin hayat kaygıları ve
Veli’nin yol göstericiliğini akıl süzgecinizi zorlamasını görebilirsiniz:
“Bugün ‘ölmek’ ile ‘öpmek’ arasında bir harf olduğunu fark ettim!” dedi Deli;
“Dikkat et, ’eczane’ ile ’cenaze ’arasında hiç harf farkı yoktur…” dedi Veli.

DELİ: Akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan kimse, mecnun. Davranışları aşırı olan kimse, taşkın,
çılgın.
VELİ: Ermiş, eren, evliya, sahiplenen.
Bir harf farkı nelere kadir görüyorsunuz. Hayat bazen bizim ona kattığımız anlamlarla çok değerli,
katamadıklarımızla da çok kötü olabilir. Bu nedenle ömür denen heyecanlı yolculukta içsel
mutluluklarımızı bizim oluşturmamız gerekiyor. İnanç ve farkındalıklarımızı arttırmalı sözlerin
bize mesajlarına kulak vermeliyiz:
“Üç yol arkadaşıydılar; biri azık oldu acıkınca hatırlanan, biri değnek oldu zorda kalınca lazım
olan, biri de sözlük oldu yanlarında rehber kılan.”

“Ben açgözlü adamın insan öğüten değirmenine su taşımam!..”

Sevgili yazarımız köylü, kentli, işçi, emekçi sınıfları ve onların maruz kaldığı zorbalıkları çok güzel işlemiş ve inançlı olmanın yaşam dallarını yeşertebileceğini öngörmüştür. Bugün Veli ve Meczup karakterleri hep doğrucu gelse de hepimiz en iyiyi aramıyor muyuz?
Yalnız Veli’ ye sormak isterdim “Hastanedekiler mi Deli, dışardakiler mi?” diye.
Şu anda kitaptaki tüm hikayelerin içinde dolaşıyor, sorguluyor ve düşünüyorum, sonuçlar
çıkarmaya çalışıyorum. Bu bağlamda yazarımız Sayın Mehmet Ballı Bey, küçürek öyküleriyle hayatımıza konuk olmuştur. Ne mutlu bize ki hayatımızda böyle insanlar var. Sevgili yazarımızın
hoşgörüsü, samimiyeti, güveni, yazar kimliğime saygısından dolayı çok teşekkür ederim.
Tüm öyküleriyle birlikte yolculuğuma devam etmek istesem bile kitabı okumanın zevkinin
başka olduğunu düşünerek en kısa sürede RABARBA ile tanışmanızı isterim.
İnceleme ve araştırma yazımla ilgili yorumlarınızı gultenozgul@yahoo.com dan yapabilirsiniz.
Ayrıca yazarımızı daha yakından tanımak ve eserleriyle yolculuk etmek isterseniz şu link sizi
aydınlatacaktır. https://mehmetballi.com/rabarba_kucurek_hikaye.html
Yazacak çok şey var fakat meraklarınızı yaşayabilmeniz dileği ile sizden ayrılıyorum. Tadında
bırakalım hoş muhabbet olsun… sevgiyle ve kitapla kalın Saygılarımla... Temmuz 2020
Not: Bu inceleme yazısı Halk Edebiyatı Dergisi 37. sayısında yayımlanmış olup, bu dergiden alıntı yapılmıştır.)