ANASAYFA ..:: Mehmet Ballı ile ücresiz Özgün Yazım Atölyesine Hoş Geldiniiz ::.. iletişim

Edebiyat Nedir, Ne Değildir?

Hemen söyleyelim edebiyat, kes-kopyala-yapıştır terziliği değildir. edebiyat önce edepliktir.
edebiyat estetize bir sanattır.
edebiyat insanı düşünebilme yeteneğiyle diğer varlılardan ayıran kültür ve sanat eylemidir.
sanat; coşkun duyguların tefekkürüdür.
edebiyat, sanatın güzelinin icraatıdır.
insanın psikolojik hayatının temellerinden birini oluşturan güzellik duygusunun dil, ses, renk, taş mermer, gibi çeşitli malzemelerle estetik formlara dönüştürülmüş somut ifadesine sanat diyoruz.
“edebiyat” kelimesi köken bakımından Arapça “edep” kelimesinden gelmektedir. fakat Türkçemiz de edebiyat; tanzimat yıllarına kadar dilimizde manzum edebi metinler için “şiir”, mensur edebi metinler için de “inşa” anlamında kullanılmıştır.
dille yapılan güzel sanat olan edebiyat; bu sanat üzerine yapılan her türlü araştırma, inceleme değerlendirme, eğitim-öğretim faaliyetidir.
edebiyat, güzel sözdür. sözü edebi kılan sır; dil, estetik ve onun içeriğidir.
edebiyat, heyecan ile dilin izdivacından doğan bir bebektir.
Edebiyat nesir ve nazım olarak ikiye ayrılmaktadır. 
nesir nedir ? dilin kurallara uygun bir biçimde oluşturulan düz yazılardır.
nesir edebiyatı; roman, hikaye, piyes, biyografi, makale, deneme ve fıkra gibi yazılar örnek verilebilir.
nazım nedir ? belirli ölçülerin kayıtlanması altında oluşturulan ve geliştirilmiş yazılardır.
nazım edebiyatına ise şiir, destan vs. gibi örnekler verilebilir.

insanoğlunun tarih sahnesine çıktığı yıllardan günümüze gelinceye kadar doğaya eklediği yaratmalar ve donatmalar bütününe kültür adı verilmiş.
kültürün devamlılığını sağlamak, gelişimini sürdürmek için kuşaktan kuşağa aktarılması gerekmekte. işte kültürün sürekliği için bu aktarma işine insanlar arasındaki iletişim sağlar.
en eski çağlardan beri insanlar biribirleriyle çeşitli yöntemlerle iletişim kurmuşlar.
insanlar kurdukları bu iletişim ile insanlığın gelişmesinin sonucu olan kültürü hem de günümüze kadar ulaşmasını sağlamışlar.
kalıplaşmış ve ritmik ifadelerin, ahenkli tekrarların kolayca hafızada kaldığını fark eden insanoğlu, ‘sözlü edebiyatı’ olarak sözü saklama tekniğini icat etmiş. işte en eski çağlardan başlayarak meydana getirdiği halk kültürünü inceleyen bilim dalına ‘halk edebiyatı’ denmiş.
18. yüzyıldan itibaren sözlü kaynaklardan derlenmeye başlanan; mit, efsane, destan, masal, destan, atasözü, tekerleme, fıkra, ninni vb. tür ve şekillerinin tümüne halk edebiyatı adı verilmiş.
dolayısıyla türk edebiyatı, islam dini ve bu dininin etkisinde doğup gelişmiş olan doğu medeniyeti dünyasına girişimizle, hristiyanlık dini ve antik yunan-latin kültür medeniyeti ekseninde doğup gelişmiş olan Batı medeniyeti dünyasıyla etkileşimiyle yaşanan değişim ve dönüşümlerdir.
Batı edebiyatı tanzimat sonrası Türk edebiyatını kökten sarsmış, eski Türk edebiyatı diye bilinen divan edebiyatı terk edilerek, modern edebiyat diye bilinen Batı edebiyatına geçilmiştir.
edebiyat tarihine ayrı bir başlık altında değinilecektir.  

edebiyat, düşünceyle duyguların, söz veya yazı ile etkili ve estetik bir şekilde anlatma sanatıdır.
edebiyat, bir yazının meydana gelmesi, dillerin zenginleşebilmesiyle başlayıp gelişmiş bir güzel sanattır.
sözlü olarak nesilden nesile devam ede gelmiş halk edebiyatı ve yazının icadıyla da saklanabilen kaynak haline dönüşmüş eserlerdir edebiyat.
edebiyat bir milletin medeniyet hayatında çok önemli olan bir sanat koludur. medeniyet açısından gelişmiş milletlerde gelişme olayı edebiyatında gelişme göstermesidir. ilkel medeniyetler dışında yeniçağlarda oluşturulan edebi eserler, tüm insanlara hizmet eden eserler olmuştur. edebiyatın milli faydanlarının yanı sıra milletlerarası faydalarıda göz ardı edilemez.
bu nedenle edebiyat ciddi iştir. emek ve üretim ister.
edebiyat tarihimizde görüyoruz ki, bir çok tanzimat dönemi yazar ve şairi fransız edebiyatı etkisinde kalmışlar. kendileri üretmek yerine, adeta Batı edebiyatı taklit edilmiştir.
günümüzde de benzeri şeyle karşılaşıyoruz maalesef…
bilgisayar ve internet sayesinde edebiyata heves duyan bir çok insan, tabiri caiz ise, klavye şövalyeliği yaparak, kopyalama kolaycılığına kaçtığını görüyoruz.
yan yana getirdiği güzel kelimeleri edebiyat zannedip, hatta, kitap bile çıkartarak ticarete dönüştürmeyi deniyor, bir çoğu da bunu beceriyor ne yazık ki!!.
bu edebiyat değildir. işte bu nedenle yeni Mehmet Akifler çıkmıyor!, edebiyatımız yerinde sayıyor…
ilk emir “oku” yu düsdur edinmemize rağmen, okumayan bir toplum ironisi yaşadığımızdan yola çıkarak okumayı sevdirmekten başka çaremiz yoktur.
bilgili, bilinçli, zinde, cesur, aktif, çalışkan yeni nesiller yetiştirmek bizim elimizde…
bununda yolu doğru yöntemi uygulamakla mümkündür.
planlı ve disiplinli bir eğitim… ezberci bir öğretim değil bunun yanında kalıcı eğitim şarttır…
önce dünya klasiklerini okumak, sonra yüz temel eseri okumak, her şeyi değil lazım olan şeyleri okuma bilincinde olmalıdır.
eğer bunları başarabilirsek kendi edebiyatımızı üretir ve kendi sanatçılarımızla yolumuza devam ederiz…
edebiyat üretmektir, taklit etmek değil…
edebiyatın tüccarlığını yapan adamın insan öğüten değirmenine su taşımak da değildir.
mehmet ballı

...

Bu konu ile ilgili bir güzel yazı paylaşalım:

Edebiyat en kadim sanatlardan biridir ancak edebiyatın malzemesi olan dille yapılan her konuşma ve yazışma bir edebî metin değildir.

edebiyat, kaleme kâğıda sarılıp üçüncü şahıslar okusun diye duyguların aktarılması, insanın içini dökmesi ve yaşadıklarını bütün “gerçek”liğiyle “samimi” bir şekilde anlatması değildir. samimiyet önemlidir, duyguları aktarmak önemlidir ama bunlar, başlı başına bir edebî metin ortaya koymak için yeterli değildir. bir metnin ne anlattığı önemlidir ancak metni edebî yapan şey ne anlattığı değil nasıl anlattığıdır. yazılanların değerini ifade sadedinde “bunların hepsi gerçek” demek o metni kuvvetlendiren değil zayıflatan bir yaklaşımdır. bir yazının tamamen gerçek olması bile onun edebî bir metin olup olmadığını tartışmaya açmak için yeterlidir. tamamen gerçek olan bir metin, edebiyattan çok, tarihe konu olabilir çünkü bu tip metinlerde edebiyat kaygısından ziyade; olanı olduğu gibi aktarma gayreti öne çıktığından metnin “belge” olma özelliği “ürün” olma özelliğinin önüne geçer.

edebî metinlerin şahı olan şiirde şair, kelimelerle ahenkli cümleler kurmaz, kelime ve harflerden kurulu bir nesne meydana getirir. yaygın bir kanı olarak şairle mimarın (heykeltıraş da diyebiliriz) benzer işler yaptığı söylenir. mimar taşın, şair kelimenin ustasıdır. Bu görüşe bir noktaya kadar katılmak mümkün ancak mimar ve şairin ayrı dünyaların insanları olduğu su götürmez bir hakikattir. yaptıkları iş, belli noktalarda benzerlik arz etse de çok farklı şeylerdir. Biri hayali sembolize edip onu görünür kılarken diğeri, müşahhas bir nesneyi (taşı) alıp ondan bir yapı inşa eder. mimar, bir geleneği devam ettire ettire yol alırken şair, bir mucittir ve önceki yapının üzerine taşlar koymak yerine kendine has bir yapı inşa eder hatta bunu her şiirde yeniden yapar. mimar, sınırları önceden belirlenen bir plan dâhilinde hareket eder ve planı önceden belli olan bir projeyi gerçekleştirir. şairse tamamen sınırsız bir alanda, nasıl şekilleneceği önceden kestirilemeyen ve projelendirilemeyen bir inşayı gerçekleştirir. edebiyatın kimi alanlarında belli kalıplar, mimaride ise her alanda bir ölçü vardır. ölçü ve kalıp, şekil açısından mühim bir esas teşkil etse de eseri vücuda getiren yegâne unsur değildir. ölçü, kimi yapılarda; kalıp da kimi eserlerde, eserin merkezinde yer alabilir ancak bir eser meydana getirmek için tek başına ölçü ve tek başına kalıp hiçbir zaman yeterli değildir.

başlı başına bir sanat eseri olma iddiasında olmayan ya da sanat dışı meseleleri konu alan metinler, belli bir üslup ve müdekkik bir nazarla yazılmış olsa da ulaşacağı paye “edebî” değil “güzel”dir.

edebiyat kavganın kendisi değildir. Kavgayı anlatan bir araçtır. dolayısıyla bakılan pencerenin her iki tarafa eşit mesafede olması gerekmektedir. Kavganın taraflarından birisi olanın edebiyatı kültüre katkı olarak kullanmaktan çıkarıp kendi menfaatleri doğrultusunda kullanacağı muhakkaktır. edebiyat adına bir kavga verdiğinizi düşünüyorsanız bu kavganın kuralları sizin bakış açınız, yetişme tarzınız, ahlak anlayışınız, beslendiğiniz kaynakların ifşası anlamına gelmektedir.

ün ve popülerlik Hırs ve ego değildir.
sizin gibi düşünmeyenleri hakir görüp aşağılıyorsanız ve bu yaptığınızın tek doğru olduğunu konusunda ısrarcı iseniz bu toplum sizin yaşayacağınız bir ortam değildir.

edebiyat ve yaşam başkalarının yaşam ve yazınına saygıyı gerektirir.
roman dille yaratılır, cümlelerle yazılmaz. üst üste yığılan güzel cümlelere ağırlık vermek, dili bayağılaştırır.

edebiyatta kimsenin rengini, dilini, düşüncesini, inancını ve inançsızlığını değiştirme hakkınız yoktur.
kimseyi laik, dindar, sosyalist, ateist, fasişt diye yaşadığınız topluma kabul etmeme lüksünüz yoktur.
edebiyat tabuların yaşatıldığı bir alan değildir. yerinde duran, aynı vakaya aynı mesafeden dahası aynı gözlerle bakan yazarlar edebiyatı tabulaştırırlar.
edebiyat illa ki aykırılıkta değildir. var olmaya çalışılan zeminde sınırları zorlayan ama kuralları olan bir uğraşıdır. düşünce özgür bırakılmalıdır. bu özgürlük her kesime hitap etmelidir. düşüncenin en az eylem kadar suç sayıldığı bir ülkede fikri olgunluğa ermek, toplumsal zeka dediğimiz ortak anlayışla hareket etmek ferdi düşüncenin değil ortak aklın eseridir. muhalif olmak “benim imzam olmayan her şey eksik veya yanlıştır” düşüncesiyle hareket anlamına gelmez.
yine edebiyat eleştirdiğiniz, yorumladığınız veya alkışladığınız düşüncenin ve o düşüncenin sahibinin o düşünceye sahip olduğu zamanı, şartları ve zaman içerisindeki değişimini gözlemlememek hiç değildir. bunu yapamıyorsanız eğer sizin Kaldırımlar şiiri ile sakarya türküsü arasındaki necip fazıl’ı, camiye giden Nazım Hikmet ile Rusya’ya sığınan nazım hikmet’i, dindeki hoşgörüyü tembihleyen peygamber ile Sivas’ta canlara kıyan kan sevdalıları arasındaki farkı anlayamazsınız.Edebiyat deforme olan, değişen ve çizgisini değiştiren düşünce ve düşünürlerin takibini ve yine bu düşüncelerin kopma noktalarını ele alan bir unsur olmalıdır.
“benim gibi bakmayan yanılır”, “benim gördüğüm gibi görmeyenler sanat yapmıyorlar” gibi tutum ve davranışlar edebiyata bir şey katmayacağı gibi var olan güzellikleri de yok edecektir.
yazar eleştirmen ilişkisinin ahbap-çavuş ilişkisiyle ifade edildiği bir alanda değildir.
(k.yıldız alıntı)

Mehmet Ballı

Not: Bu yazı izinsiz kullanılamaz. Lütfen izin alınız

her hakkı saklıdır | 2014 © copyrigt | yazarmehmetballi@gmail.com | web tasarım mballi | bu web sitesi ticari kazanç sağlamamaktadır.