ANASAYFA
ARAŞTIRMA Sarıkamış Destanımızı ve Hüznü


‘Sarıkamış’ın Üstünde Kar Altında Mehmet’im Yatar’

Şanlı tarihimizdeki galibiyetlerimizle sevinirken, malubiyetlerimizle de üzülmüşüzdür. Bunlardan, iki olay vardır ki, Çanakkale ve Sarıkamış Destanları akıllara durgunluk veren.
1914’te Kars Sarıkamış’ta bir dram yaşandı. Hem de böylesi ne görüldü ne de duyuldu. 22 Aralık 1914’te başlayıp, 5 Ocak 1915’te biten ve sadece iki hafta süren bir mağlubiyet dramı. Tek bir kurşun atmadan ölen, 90 bin asker, 90 bin karanfil, 90 bin kardelenlerimiz donarak beyazlar içerisinde uçup gittiler..

Bu tarihi vakıa kimine göre bir destan, kimine göre bir facia, kimine göre ise bir dram. Her ne denirse densin, binlerce vatan evladının, vatanını kurtarmak için mantık sınırları dışında katlandığı büyük yolculuk. Hüzünlü bir sonuç..

Anadolu nüfusunun 12 milyon olduğu bir dönemde ve üstelik Osmanlı’nın sağdan-soldan cephelere koştuğu bir zamanda, 90.000 Türk askerinin, basiretsiz bir komutan sebebiyle boşu boşuna ölüme götürülmesidir Sarıkamış. "Turan fatihi" olma sevdasındaki Enver paşa'nın, binlerce insanı dehşetli bir can pazarına taşımasıdır. Üzerlerinde sadece yazlık askeri kıyafetleri olan, yol boyunca hastalık, açlık, soğuk gibi nedenlerle, hiç savaşamadan ölen 90.000 askerdir Sarıkamış.

Tarihe kazınarak yaşanmış bu olay aslında bir bozgundur fakat Türk askerinin bozgunu değildir. Enver paşa'nın gerçek bir komutan olamayışıdır. Enver paşa'nın bozgunudur. Niye? İşte sebebini şöyle açıklamak mümkündür:
İttihat ve Terakki’nin güçlü adamı ve sarayın damadı olan Enver paşa, acemi ve üstelik alay, tümen, kolordu, ordu komutanlıkları yapmadan Almanların desteğiyle başkomutan yapılmıştır.. Bu tecrübesizliği etrafındakilerin verdiği gazla birleşince, şahsi ihtirasa dönüşerek ve facia ile sonuçlanmıştır.

ALLAHÜEKBER Dağları’ndaki ölüm ayaklardan başladı. 2800 metre rakımda, eksi bilmem kaç derecede düşmanı arkadan çevirmek için yürüyen on binlerce askerin çarıkları parçalanmış, yazlık üniformaları kurşun gibi inen kara dayanamayıp çaputa dönüşmüştü.
Birbirlerine sokularak insan üstü bir gayretle yürüyorlardı.

Aç ve susuzdular.
Ayakları morarmaya, sonra kararmaya başladı. Ölüm aşağıdan yukarı doğru ağır ağır yükseliyordu. Yürüyemeyecek hale gelenler bir bir düşüyordu.

Komutanların emri kesindi:
"Düşeni kimse kaldırmayacak, yürüyüş aksatılmayacak."

Asker çaresizlik içindeydi ama bir an önce ölüm dağını aşıp Sarıkamış’a inmek, düşmanı vatan topraklarından atmak istiyordu.

Enver Paşa Rusları yenip eşsiz bir zafer kazanma hırsı ile yanıp tutuşuyordu.

22 Aralık’ta başlayan harekáta bazı komutanlar kış koşullarında bu işin faciayla sonlanacağını söyleyip karşı çıktılar.

Ancak zafer kazanma hırsı aklını ve mantığını yok eden Enver Paşa tarafından görevden azledildiler.

On binlerce asker ölüm dağlarında eriye eriye yürümeyi sürdürdü.

Sonunda o ölüm dağı aşıldı ve Sarıkamış’a varıldı.

Geriye kala kala 1500 asker kalmıştı.

Dağların zirvelerinde birbirlerine sokularak donan 90 bin askerin cesedi ise kurda kuşa yem oldu.

22 Aralık 1914-15 Ocak 1915 arasında yapılan Sarıkamış harekátının faciayla sonuçlanan acı öyküsü işte böyle...

Bu facianın sorumlusu Enver Paşa basına sıkı bir sansür koyarak bu faciayı Türk halkından da sakladı.

Sarıkamış faciası son yıllara kadar pek bilinmiyor, tarihin karanlık sayfalarında gizliliğini koruyordu.

Ama iki yürekli adam bu zinciri kırdılar.

Sarıkamış faciasını inanılmaz bir inatla Türk halkına duyurmayı başardılar.

Bu zorlu, meşakkatli yola baş koyan bu iki yürekli adam Prof. Dr. Bingür Sönmez ile Ahmet Günay.

Yaktıkları ateş her geçen gün büyüyor ve gerçekleri aydınlatıyor.
Birinci Cihan Harbi’nde iktidar hırsıyla gözünü kırpmadan binlerce vatan evladını Allahüekber Dağları’nda ölüme terk edenlere karşılık gecikmiş bir iade-i itibar düşüncesinin ürünüdür.

Bir Mehmetçiğin cebinden çıkan şiir

Balkanları kan bürüdü
Tepelerden kan yeridi
Kanlı dağlar, karlı dağlar
Süngüden ormanlı dağlar
Sen Türkleri öz bilirdin,
Düşmanlara geçit verdin,
Geçsin fakat, sen geçirdin,
Koca balkan, yüce balkan
Kan içinde yaka çalkan

Ben askerliğimi 1994 yılında Sarıkamış’ta yaptım. Tamda 90 bin şehidimizin anısına yapılan, sade bir mezarlıktan ibaret olan şehitlikte, -39 buçuk derece soğukta nöbet tuttum. Bot üstüne bot, kaban üzerine kaban giyerek ve cep sobasıyla ancak ayakta durabiliyorduk nöbetimizde. Aralık ayının o dondurucu soğuğunda nöbetlerimiz 15 er dakikaydı.. Dikildiğim Nöbetimde, gözlerimi diktiğim mezar taşına baktıkça, bu hazin öykü yüreğimde fırtınalar kopartır, ağzımdan çıkan nefesimin buğusuna, gözlerimden akan damlalar ayazın ızdırabından tuz buz olurdu. 

Moskof’la mücadele için dondurucu soğukta dağlara sürülen ve ölüme terk edilen Mehmetçiğin hüzünlü hikâyesiydi bu Sarıkamış Destanı..
Tek cümleyle Türk Milleti böyle özetlemişti, ‘Sarıkamış’ın üstünde kar Altında Mehmet’im yatar’. Ruhu şad olsun bu aziz ecdadımızın.
Mehmet BALLI -Araştırmacı Yazar -2007
www.mehmetballi.com


Şehitler defnedilirken bir Mehmetçiğin cebinden çıkan şiir şöyle bu destanı özetlemektedir.
Arz eder sılayı divane gönül
Sılada zinnetli çamlar görünmez,
Nice nazlı gelin, sefil analar
Giyinmiş karalar, allar görünmez.

Seyreyledim dur dağı'nın taşını
Zalim avcı avlar keklik kuşunu
Lavu ümran, poyraz aşmış düşünü
Her gelen avcıya ağlar, görünmez.

Ezelden yazılmış, bu kara yazı
Zehirden acıdır düşmanın sözü
Felek bize mesken kurdu sıvazı
Laleli, sümbüllü bağlar görünmez.

Bülbül de ah çeker, güle de kalmaz
Sivas’ın çevresi askeri almaz,
Acemi askerler talimi bilmez
Karışmış, ağalar beğler görünmez.

Kamil’im der ben de tuttum bu destanı
Gider kalmaz bu dağların dumanı
Bizlere okundu seferberlik fermanı
Hani yeşil sancak, tuğlar görünmez