ANASAYFA
MEHMET BALLI Habergoz.com | MAKALE

İnsanlık Tarihi SAKALAR'la mı Başladı?

Geriye dönüp baktığımızda net bir şekilde görüyoruz ki, Türklerin Anadolu’daki varlığı sadece 1071 Malazgirt Zaferi ile sınırlı değildir. Türk unsurları, bu tarihten çok daha önceki dönemlerde de dalgalar halinde Anadolu’ya gelmiş, burada hakimiyet kurmuş ve köklü medeniyetlerin harcını karmışlardır. Arkeolojik ve antropolojik veriler; 3 bin, 4 bin, hatta 10 bin yıl öncesinden itibaren Avrasya bozkırları ile Anadolu arasında kopmaz bir kültürel bağ olduğunu göstermektedir.
Bu konuda dünya tarih mirasına Herodot tarafından çok önemli bir not düşülmüştür:
Herodot’un Anlatımıyla Sakaların Anadolu Hakimiyeti Antik tarihçi Herodot'un aktardığına göre Sakalar (İskitler), MÖ 7. yüzyılda Yakın Doğu'nun en büyük askeri ve siyasi gücü haline geldiler. Yaklaşık 28 yıl boyunca Anadolu ve çevresinde mutlak bir hâkimiyet kurdular.

  • Pers-Med Oyunu: Sakaların Anadolu’daki güçlü varlığı, Perslerin öncülü olan Med İmparatorluğu için büyük bir tehditti. Med Kralı Kiyaksares, meydan savaşlarında doğrudan yenemediği Sakaları bir hileyle saf dışı bırakmayı planladı.
  • Zile'deki Tarihi Tuzak: Bugün Tokat/Zile civarında gerçekleştiği rivayet edilen bu olayda; Med kralları, Saka beylerini ve komutanlarını büyük bir barış şölenine davet ettiler. Savaşçı yapılarına rağmen misafirlik hukukuna güvenen Sakalar, şölende kendilerine ikram edilen ağır şaraplarla sarhoş edilip sızdıklarında, Medler tarafından kalleşçe kılıçtan geçirildiler.
  • Sonuç: Bu trajik suikasttan sonra Sakaların Anadolu'daki merkezi otoritesi sarsıldı ve askeri güçlerin büyük bir kısmı kuzeye, Karadeniz’in üstündeki ana yurtlarına çekilmek zorunda kaldı. Ancak Anadolu içlerinde kalan Saka toplulukları zamanla yerel halkla karışarak bölgedeki varlıklarını kültürel olarak sürdürdüler.

Tarih Yapan Ama Yazmayan Millet: Türkolog Eksikliğimiz
Bizler tarih boyunca at sırtında, kılıçla tarih yapmaktan, bunu kalemle hakkıyla yazmaya ve kayıt altına almaya fırsat bulamamış bir milletiz. Maalesef bugün de benzer bir özeleştiriyle karşı karşıyayız: Uluslararası alanda ses getiren, kendi içimizden yetişmiş güçlü Türkologlarımızın sayısı hala yeterli düzeyde değildir.
Bugün Türk dili, edebiyatı, tarihi, kültürü ve etnografyası üzerine sistematik araştırmalar yapan ve dünyaca isim yapmış erken dönem uzmanlarının çoğunlukla Batılı veya Rus (Radloff, Barthold, Malov gibi) bilim insanları olduğunu görürüz. Söz sahibi ve otorite büyük oranda Batı merkezli akademisyenler olunca, dünya tarihinin kökeninde Türk kültürünün oynadığı kurucu rolün üstü kolaylıkla kapatılabilmekte veya bu gerçekler görmezden gelinmektedir.
Ancak gerçeklerin, geç de olsa gün yüzüne çıkmak gibi bir doğası vardır. Yeni nesil araştırmalar derinleştikçe, dünya medeniyetinin en kadim unsurlarından birinin Türkler olduğu gerçeği daha gür bir sesle kabul edilmektedir.
Doğru Bildiğimiz Kasatlı Yanlışlar
Uzun yıllar boyunca bizlere "tartışmasız doğru" olarak öğretilen ancak ardında büyük soru işaretleri barındıran bazı tarihsel kabuller vardır. Bunların başında isim oyunları gelir:
Tarih kitaplarında yüzyıllarca "İskitler" (Scythians) adıyla grekleştirilerek sunulan kavmin, aslında özbeöz "Sakalar" adını taşıyan Türkçe bir topluluk olduğu bugün birçok bilim insanı tarafından kabul edilmektedir. Batılı kaynakların kendi dillerine uydurduğu bu ismin perdesi aralandığında, Sakaların kullandığı dil kalıntılarının Eski Türkçe kökenli olduğu görülür.
Örneğin dilbilimsel alanda şu dikkat çekici teoriler öne sürülmektedir:

  • "Us": Sakacada akıl ve zihin anlamına gelir ki bugün doğrudan Öz Türkçe bir kelimedir (Uslu, us dışı vb.).
  • "Leklek": Göçmen bir kuş olan leyleğin adıdır ve doğrudan bir Saka boyunun adından mülhemdir.
  • "Ta": Kadim inançlardaki Tanrı/Yüce kavramının en eski köklerinden biridir.
  • "Anatolia" ve "Yunan": Batı dillerinde Helen dünyasına aitmiş gibi sunulan bazı coğrafi ve etnik isimlendirmelerin, aslında Avrasya bozkır dilleri ve Ön-Türkçe köklerle bağlantılı olduğunu gösteren ciddi dilbilimsel çalışmalar mevcuttur.

Medeniyetin Beşiği Sakalar mı?
Bugün güvenilir birçok tarihçi ve dilbilimcinin üzerinde durduğu iddiaya göre, Sakalar insanlığın ortak medeniyet mirasındaki en köklü aktörlerden biridir.

  • Arkeolojik ve tarihsel veriler, bu kültürün köklerinin en az MÖ 20. yüzyıla (4 bin yıl öncesine) kadar uzandığını göstermektedir.
  • Sakaların Türkmenistan, Altay ve geniş Türkistan coğrafyasında yaşadığı; atlı göçebe medeniyetin, demir işçiliğinin ve bozkır sanatının (Hayvan üslubu) öncüsü oldukları kesinleşmiştir.
  • Yazı Maddesi: Bize okullarda insanlık tarihinin ve yazının sadece Sümerlerle başladığı öğretildi. Oysa son dönem arkeolojik kazılar ve epigrafi (yazıt bilimi) bulguları, Sümerlerden önce de Orta Asya bozkırlarında belirli damga ve yazı sistemlerinin kullanıldığını, hatta Sümer yazısının kökeninde de bu bölgeden giden göçlerin izi olduğunu (Protosümerce teorileri) göstermektedir.

Bu ufuk açıcı çalışmaları ta 19. yüzyılda başlatan isimlerden biri de Alman tarihçi ve filolog C. C. J. von Bunsen (1791–1860) olmuştur. Bunsen, 1800'lü yıllarda kaleme aldığı eserlerinde insanlık dillerinin ve medeniyetinin kökenlerini araştırırken Asya'nın kalbine ve Turan halklarına işaret etmiştir.
Bugün laboratuvarlarda yapılan modern gen (DNA) araştırmaları da Sakaların Türkistan coğrafyasından üç kıtaya yayıldığını, gittikleri bölgelere atı, arabayı, pantolonu, maden işlemeyi götürerek medeniyeti şekillendirdiklerini doğrulamaktadır. Bu gerçekler, artık sağduyulu Batılı bilim insanları tarafından da yüksek sesle dillendirilmektedir. Netice itibariyle Sakalar, Hunlar ve bölgedeki diğer erken dönem topluluklar, tarih sahnesinde "Turani Kavimler" olarak adlandırılan büyük Türk ailesinin parçalarıdır.
"Orta Asya" Değil, Türkistan!
Doğru bildiğimiz en büyük coğrafi yanlış ise ata yurdumuzun adıdır. Tarihte özgün bir yer ismi olarak "Orta Asya" diye bir kavram yoktur! Bu isim, Çarlık Rusyası ve Sovyet döneminde, Türklerin kendi yurtları üzerindeki tarihi haklarını unutturmak ve bölgeyi sadece coğrafi bir terime indirgemek amacıyla kasıtlı olarak uydurulmuştur.
Bu kadim coğrafyanın asıl ve gerçek adı TÜRKİSTAN'dır (Türklerin Yurdu).
Türkistan Coğrafyası: Kuzeyde Sibirya bozkırları, güneyde Tanrı Dağları ve Pamir Yaylası, doğuda Kingan Dağları, batıda ise Hazar Denizi ve Ural Dağları ile çevrili bu devasa topraklar; Sakaların, Hunların ve Göktürklerin asırlarca hüküm sürdüğü mukaddes Türk yurdudur.
Gelişen arkeolojik imkanlar, teknoloji ve Türk araştırmacıların bu konulara daha fazla eğilmesiyle birlikte tarihin üzerindeki küller bir bir üfleniyor. Geçmişimize, dilimize ve coğrafyamıza kendi kavramlarımızla sahip çıktıkça, tarihteki gerçek yerimizi çok daha net göreceğiz. Kendimize güvenelim ve tarihimizi başkalarının gözlüğüyle değil, kendi köklerimizle okuyalım.yazarmehmetballi@gmail.com

Yazarın diğer makalelerini okumak için bu linki tıklayabilirsiniz...