7- Genişlik-imkânları olan, nafakayı geniş-imkânlarına göre yapsın. Rızkı kendisine kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiç bir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir.
8- Ülkelerden niceleri(20) vardır ki, Rablerinin ve O'nun peygamberinin emrine karşı gelip azmışlar, böylece biz de onları çetin bir hesaba çekmişiz ve onları benzeri görülmedik bir azabla azablandırmışız.
9- Artık o (ülkelerin halkı) , yaptığı kötülüğü taddı ve işinin sonucu da bir hüsran oldu.
10- Allah, onlar için şiddetli bir azab hazırlamıştır; öyleyse ey iman etmekte olan temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup-sakının, Doğrusu Allah, sizin için bir zikir(21) (uyarıp-hatırlatan ve öğüt veren Kur'an) indirmiştir.
11- İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için(22) Allah'ın apaçık ayetlerine size okuyan bir peygamber de (gönderdik) . Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
12- Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı.(23) Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi sarıp-kuşattığını bilip-öğrenmeniz için.

AÇIKLAMA

20. Müslümanlar burada, Allah'a O'nun Rasulü ve Kitabı vasıtasıyla verilen emirler doğrultusunda uydukları veya uymadıkları takdirde dünyada ve ahirette nasıl bir sonuçla karşılaşacakları konusunda uyarılmışlardır.
21. Müfessirlerin bir kısmı, ayette geçen "Zikr" kelimesini Kur'an, bu kısmı ise Hz. Peygamber (s.a) olarak anlamışlardır. Zikri Hz. Peygamber (s.a) olarak anlayanlara göre, O'nun şahsiyeti baştan başa zikirdir (nasihattır.) Bize göre de doğru olan yorum budur. Zira birinci anlamıyla cümle şu şekilde olacaktır: "Biz size bir zikir nazil ettik ve bir Rasul gönderdik" Oysa Kur'an'ın ibaresinde böyle bir değişikliğe ihtiyaç yoktur. Zaten ibare tam bir mânâ taşımaktadır.
22. Yani, "O, insanları cehaletin karanlığından, ilmin aydınlığına çıkarır." Bu ayetin gerçek anlamını kavrayabilmesi için, okuyucunun kadim ve modern ahlâk kanunlarını müteala edip, onların boşanma iddet ve nafaka hakkındaki kanunlarını İslâm'ınkileriyle karşılaştırması gerekir. Nitekim bu konudaki modern yasaların sürekli değişip durduğunu ve henüz aile hukuku konusunda mükemmel bir yasa teşekkül ettiremediklerini görmekteyiz. Oysa Kur'an ve onun tebliğcisi 1400 sene önce, aile hukukunu düzenleyen böylesine mükemmel bir yasa 1400 senedir değiştirilmeye bile gerek duyulmaksızın mevcudiyetini idame ettirmektedir. Üstelik böylesine mükemmel bir yasa, dünyanın hiçbir medeniyetinde bulunmamaktadır. Burası ayrıntılı mukayeseler yapmaya müsait değildir.
Biz bu konuya "Hukuku'z Zevceyn" (Karı-Koca Hukuku) isimli eserlerimizin son bölümünde değindik. Ancak ilgi duyan ilim sahibi kimseler, dini ve dini olmayan ahlâk yasalarıyla, Kur'an ve Sünnet'in ortaya koyduğu ahlâk yasası arasında mukayeseler yaparak, gerçeği bizzat görebilir.
23. "Mislehunne" (Onlar kadarını) ifadesi yaratılan sema miktarı kadar da yeryüzünün (arzın) yaratıldığı anlamına gelmez. Kastedilen şudur: Nasıl birçok sema yaratılmış ise, birçok arz da yaratılmıştır. Yani mevcudat için bir döşek olarak yaratılan arz, yeryüzünün bir nevidir. Allah Teâlâ, aynı kainatta orada bulunanlar için bir döşek olarak başka arzlar da yaratmıştır. Nitekim Kur'an'ın bazı yerlerinde, sadece bizim dünyamızda değil, başka alemlerde de canlılar olduğuna işaret edilmektedir. (İzah için bkz. Şuara: 29 ve an: 50) Başka bir ifadeyle sayısız yıldız ve gezegenler, açıkça orada da yeryüzündeki gibi kendine özgü bir dünya olduğunu ispatlamaktadır.
Kadim müfessirlerden sadece İbn Abbas bu noktaya değinmiştir. Üstelik bunu, kainatta bu dünyanın dışında, başka canlıların da yaşadığı bir dünyayı kimsenin tasavvur bile edemeyeceği bir dönemde söylemiştir. Günümüzde bile bilim adamları bu hususta kuşku içindelerken, 1400 sene önceki insanın bunu idrak edemeyişi doğaldır. Bu yüzden İbn Abbas "Korkarım ki, size bu gerçeği açıklasam imanınız sarsılır" demiştir. Mücahid'in rivayet ettiğine göre, İbn Abbas'a bu ayetin anlamı sorulduğunda, O "Sizlere bu ayetin tefsirini açıklasam, inkâr ve küfre saplanırsınız" demiştir. Hemen hemen aynı sözler Said bin Cübeyr'den mervidir: İbn Abbas, "Bu ayetin anlamını açıklarsam küfre gireceğinizi sanıyorum" demiştir. (İbn Cerir, İbn Humeyd) Buna rağmen İbn Cerir, İbn Ebi Hatim, Hakim ve Beyhaki Ebu Duha'dan birbirinden farklı lafızlar ile, İbn Abbas'ın açıklamasını nakletmişlerdir: "Her aleme, tıpkı bizim peygamberlerimiz gibi Adem, Nuh, İbrahim, İsa gibi peygamberler gelmiştir." Bu rivayeti İbn Hacer Fethu'l-Bari'de İbn Kesir, tefsirinde nakletmiş, İmam Zehebî ise, "Bu rivayetin senedi sahihtir. Ancak ben Ebu Duha'nın rivayetinden başkasını bilmiyorum" demiştir. Bu bakımdan sözkonusu rivayet nadiren zikredilmiştir. Ayrıca ulamenın bir kısmı bu rivayetin yalan ve uydurma olduğunu söylemişlerdir. Molla Aliyyul-Kari, bu rivayeti Mevzuat-ı Kebir'inde (sh. 19) uydurma olarak zikreder ve şöyle der: "Bu söz İbn Abbas'a ait olsa bile, İsrailiyattandır." Fakat bu rivayetin reddedilmesindeki temel gerçek, akla sığmayışıdır. Oysa bunda akla muhalif bir şey yoktur. Allame Alusi tefsirinde şöyle yazar: "Bu yorumu kabul etmeyi aklen ve şer'an engelleyen bir şey yoktur. Yani her alemde yaşayan canlılar vardır ve insanın Adem'e raci oluşu gibi, onlar da kendi asıllarına racidirler.
Ayrıca bizim dünyamızda nasıl Nuh, İbrahim gibi insanlar arasından seçilen peygamberler varsa, her alemde de kendi aralarında seçilmiş peygamberler vardır." Alusi şöyle devam ediyor: "Yeryüzünün ve gökyüzünün sayısının 7'den daha fazla olması mümkündür. Zira 7 sayısını kesin bir niteleme olarak anlamak zorunlu değildir. Yani bu sayının daha fazla olmasını nefyetmez." Nitekim bazı hadislerde bir sema ile 500'er yıllık bir mesafe olduğu ifade edilmiştir. Alusi burada da kastolunanın mesafe tayini olmadığını söylüyor. Belki de maksat bir gerçeği aklın kavrayabileceği şekilde anlatmaktadır. Bu noktada Amerika'da Rand şirketinin teleskop aracılığıyla, iklim vs. şartları dünyamızınkine benzer olan ve canlı yaratıkların yaşama ihtimalinin bulunduğu 600.000.000 yıldız ve gezegen tespit etmiş olması oldukça dikkate değerdir. (Economist, London, 26 Temmuz, 1969)
TALAK SURESİNİN SONU