22- O Allah ki,(32) O'ndan başka ilah yoktur.(33) Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir.(34) Rahman, Rahim olan O'dur.(35)
23- O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir(36) (bütün mülkün sahibidir) . Kuddûs'tur;(37) Selam'dır;(38) Mü'min'dir;(39) Müheymin'dir;(40) Aziz'dir;(41) Cebbar'dır;(42) Mütekebbir'dir.(43) Allah, (müşriklerin) şirk koşmakta olduklarından çok yücedir.(44)
24- O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, (45) 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur.(46) Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir.(47) O, Aziz, Hakimdir.(48)

AÇIKLAMA

32. Bu ayetlerde Kur'an'ı gönderen, insanı sorumlu tutan ve sonunda insanın, huzurunda hesap vereceği Allah Teâlâ'nın sıfatlarının neler olduğu bildirilmiştir. Bir önceki konunun hemen sonrasında Allah'ın sıfatlarının beyan edilmesinin amacı, insanoğluna karşısındaki zatın, sıradan biri olmadığını hatırlatmaktır. O, Azim ve kudret sahibidir. O'nun tüm sıfatları böyledir. Kur'an'ın pek çok yerinde Allah'ın sıfatlarının beyan edilmesi ile insan zihninde çok geniş bir ilah tasavvuru yer alır. Kur'an'da biri Bakara Suresi'nde 255. ayet (Ayetel-Kürsi) , diğeri Haşr Suresi'nin bu ayetleri olmak üzere iki yerde Allah'ın sıfatları geniş bir şekilde beyan edilmiştir.
33. Yani, Allah'ın dışında hiç kimsenin kendisine ibadet edilme özelliği olmadığı gibi hiç kimse mabud olmaya hak kazanacak sıfat ve yetkilere de sahip değildir.
34. Yani, Allah mahlukatın gizli, açık herşeyini bilir. Kainatın bilgisi O'ndadır. Geçmişte ne oldu, şimdi ne oluyor, gelecekte ne olacak, onu doğrudan bilir.
35. Yani, O'nun rahmeti sınırsızdır. Rahmeti, kainattaki her şeyin kendisinden istifade edebileceği derecede geniştir. O'nun kadar geniş rahmet sahibi kimse yoktur. Mahlukatta bulunan merhamet, Allah'ın rahmetinin cüz'i ve mahdut bir kısmıdır. Allah bunu, dünyanın maslahatı icabı, bir mahluk diğerine merhamet edebilsin diye vermiştir. Bu merhamet, Allah'ın geniş ve sınırsız merhamet sahibi olduğunun apaçık bir delilidir.
36. "El-Melik", gerçek hükümdar demektir. Burada, Allah'ın nerenin meliki olduğu belirtilmediği için O'nun özel bir yerin değil, tüm kainatın meliki olduğu anlaşılır. Herşeyin sahibi O'dur ve tüm kainatı ihata etmektedir. Herşey O'nun tasarruf ve iktidarı altında O'na tabidir. Hakimiyetini sınırlayan hiç birşey yoktur. Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde Allah'ın hakimiyetinin muhtelif yönleri açıklanmıştır. Sözgelimi, Rum: 26, Secde: 5, Hadid: 5, Yasin: 83, Buruc: 16, Enbiya: 23, Ra'd: 41, Mü'minun: 88, Ali İmran: 26.
Bu ayetlerdeki açıklamalardan anlaşıldığına göre, Allah'ın sözkonusu hakimiyeti mecazi anlamda zikredilmiş olmayıp, sınırsız ve mükemmel bir hükümranlıktır. Gerçek hakimiyet de budur aslında. Allah, meliklerden bir melik değil, tek ve yegane meliktir. O'nun dışında hükümranlık iddia eden kimseler (diktatörler, sınıflar, sülale ve kavimler vs.) gerçek hakimiyet sahibi değillerdir; zira başka birinin bağışladığı hükümranlık gerçek bir hükümranlık sayılmaz. Sonuçta bu, başkasının bağışladığı bir iktidardır. Bir süre sürer sonra elden alınabilir. Böyle bir hükümdar, sürekli iktidarını kaybetme korkusu içinde yaşar. Ayrıca, bu iktidarın devam edebilmesi için bir çok gücün karşı karşıya gelmesi gerekeceğinden, bu tür iktidarlar tabiatı icabı sınırlıdırlar. Kur'an'da sadece Allah'ın melik olduğu zikredilmekle yetinilmeyip, diğer sıfatları da açıklanmıştır. Yani Allah, Kuddûs, Selâm, Mü'min, Müheymin, Aziz, Cebbar, Mütekebbir, Habir, Malik, Bari ve Musavvir bir meliktir.
37. "Kuddûs": Mübalağa sigasıdır. Kuds'tan türemedir ve tüm kötü sıfatlardan münezzeh demektir. Yani O'nun zatında hiçbir eksiklik ve kötü sıfat bulunmaz. Herşeyden münezzehtir, O'nda hiçbir kötülük olduğu tasavvur edilemez. Burada Kuddusiyetin, gerçek hakimiyetin öncelikli şartlarından biri olduğu iyice anlaşılmalıdır. İnsanın aklı ve fıtratı, hakimiyet sahibi olan bir kimsenin kendisinde şer, kötü huy ve niyetler bulunduracağını ve kötü sıfatlar taşıyacağını, üstelik yetkisi altında bulunanlar hakkında iyilik yerine kötülük düşüneceğini kabul etmez.
Bu bakımdan, insanlar hükümranlık verdikleri kimselerde, kuddûsiyetin var olduğunu zannederler. Zira, kuddûsiyet olmaksızın mutlak bir iktidar tasavvur edilemez. Ancak, Allah'ın dışında, hiçbir iktidar sahibinin kuddûs olmadığı açık bir gerçektir. Padişahlık, cumhuriyet, kırallık veya herhangi bir beşeri sistemin hükümdarında söz konusu kuddûsiyeti tasavvur etmek mümkün bile değildir.
38. "Es-Selam"; emniyet, esenlik, selamet veren demektir. Sözgelimi bir kimseye çok güzel demekle, o kimsenin güzelliğin timsali olduğu vurgulanmış olmaktadır. Allah baştan başa selamet veren olduğundan dolayı Es-Selâm'dır.. O'ndan kötülük gelmesi veya kendisinde zaaf ve noksanlık olması, ya da kemalinin zeval bulması mümkün değildir. O tüm bunlardan münezzehtir.
39. "El-Mü'min"; emniyet, güvenlik demektir. Yani korkudan korunmuş, başkasına güvenlik veren mümindir. Allah, mahlukatına güvenlik verdiğinden dolayı mümin sıfatını beyan etmiştir. Allah'ın yarattığı mahlukat O'nun kendisine zulmetmeyeceğinden, hakkını gasp etmeyeceğinden, hakkını zayi etmeyeceğinden, vadini yerine getireceğinden emindir. Burada failin mefulü yani müminin kime emniyet vereceği açıklanmamış, sadece el-Mümin denilmiş olduğundan, O'nun tüm kainata ve herşeye emniyet verdiği açıklanmıştır.
40. "El-Müheymin"; koruyan, şahit olan, ihtiyaçları gideren şeklinde üç anlama birden gelir. Muheymin'in de mef'ulü belirtilmediğinden, tüm mahlukatın koruyucusu, yaptıklarını gözetleyen ve tüm kainatın ihtiyacını karşılayan şeklinde anlaşılır.
41 "El-Aziz"; kimsenin kendisine karşı çıkamadığı, emirlerine karşı gelemediği, herşeyin kendisine muhtaç olduğu güç sahibi demektir.
42. "El-Cebbar"; cebir sahibi demektir. Cebr, bir şeyi kuvvetle doğrultmak ve ıslah etmektir. Lugatta, cebr, bazen ıslah, bazen de zor anlamında kullanılır. Burada ıslah için kuvvet kullanmak kastedilmiş olduğundan dolayı, Allah'ın Cebbar olması, O'nun bu kainatın nizamını kendi kuvvet, irade ve hikmeti ile cebren idare ettiği anlamını tazammun eder. Ayrıca Cebbar, azamet anlamına da gelir. Lugatta, yüksek hurma ağaçlarının meyvesini almak zor olduğundan, bu tür ağaçlara Cebbar dendiği gibi, büyük bir iş içinde Cebbar kelimesi kullanılır.
43. "El-Mütekebbir"; iki anlama gelir a) Büyük olmadığı halde büyüklük taslayan, b) Gerçekten büyük olduğu gibi büyük olarak da yaşayan. İnsan, şeytan, ya da diğer bir mahluk gerçekte büyük olmadıklarından onların kendilerine büyüklük vehmetmeleri yalan ve çirkin bir iddiadır. Gerçekten büyük olan Allah'tır ve büyüklük ancak O'na mahsustur. Kainatta O'nun karşısında herşey hakîr ve zelildir. O'nun büyüklüğü ve büyüklük iddiası yalan değil, hakikatin ta kendisidir. Bu bir vakıa olduğundan dolayı kötü bir sıfat değildir. Bu, bir başkasında bulunmayan, bulunması mümkün olmayan Allah'ın sıfatıdır.
44. Yani, O'nun iktidarı, yetkileri sıfatı ve zatı hakkında O'nun ortağının olduğunun iddia edilmesi büyük bir iftiradır. Çünkü Allah, ortak edinmekten münezzehtir. Ve hiç kimse O'na ortak olamaz.
45. Yani, tüm kainat içindeki herşeyin yaratılışı, başlangıcından sonuna kadar Allah tarafındandır. Hiçbir şey kendiliğinden meydana gelmediği gibi, tesadüf eseri de oluşmamıştır. Kimsenin kainatın yaratılışında zerre kadar payı yoktur. Allah'ın yaratması burada üç safhada beyan edilmiştir. Birincisi "Halk", yani planı çizmek, takdir etmek. Tıpkı bir mühendisin binayı yapmadan önce binanın maksada uygun kullanılacak şekil ve özelliklerde bir modelini çizmesi gibi. İkinci safha, "Ber" yani kısımlara ayırmak, parçalamak, yırtmak demektir. Hâlik olan Allah, hakkında çizdiği modeli bölüm bölüm meydana getirdiğinden dolayı, "Bari" sıfatı kullanılmıştır. Adeta bir mühendisin önce kendi zihninde bir model çizip, bu modele göre araziyi ölçmesi, üzerinde hesaplar yapması, temeller kazıp, duvarlar örmesi ve binanın inşaatını tedricen (kısım kısım) tamamlaması gibi. Üçüncü safha ise "Tasvir", yani şekil vermektir. Burada, Allah'ın herşeye son şeklini vermesinden bahsediliyor. Bu üç sahfhayı gerçekleştiren Allah ile, insanların yaptıkları işler arasında hiçbir benzerlik yoktur. Çünkü insanın çizdiği önceki örneklerden alınmamış hiçbir plan yoktur. Fakat Allah'ın tasvir ve icad ettiği herşey kendisine mahsustur. İnsan ne yaparsa yapsın, kullandığı tüm malzemeyi Allah yaratmıştır. Zira insan yoktan var edemez. Ancak var olan maddelere, muhtelif şekiller verir, terkipler meydana getirir. Allah ise, yoktan var eder, maddeye O şekil verir. Dünyamız da O'nun yarattığı maddeden meydana gelmiştir. İnsan müsavvir olmadığından, yaptıkları şeyler Allah'ın yarattıklarının bir kopyasıdır ve tabiatı icabı mükemmel de değildir. Musavvir olan sadece Allah'tır. O her cinse, her cüz'e ve her ferde benzersiz şekil vermiş ve hiçbir modeli aynen tekrarlamamıştır.
46. "İsimler" ile kastolunan, sıfatlardır. İsimlerin en güzel olması ise Allah'ın kendisinde, noksanlık olan isimler bulunmadığındandır. O'nu kemal derecesindeki isim ve sıfatları ile anmak gerekir. Kur'an'da yer yer Allah'ın isimleri beyan edilmiş olup hadislerde de 99 isim sayılmıştır. Tirmizi ve İbni Mace bu hadisleri Ebu Hureyre'den ayrıntılı bir şekilde nakletmişlerdir. Bu isimleri, Kur'an ve hadislerde dikkatlice okuyup üzerinde düşünen bir kimse, dünyanın diğer lisanlarında Allah'ı zikretmenin hangi kelimelerle mümkün olabileceğini kolayca anlayabilir.
47. Yani, kainattaki herşey, kendisini yaratanın her türlü noksanlıktan, zaaftan, hatadan münezzeh olduğunu ortaya koymaktadır.
48. Açıklama için bkz. Hadid an: 2
HAŞR SURESİNİN SONU