18- Gerçek şu ki, sadaka(31) veren erkekleri ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve 'üstün ve onurlu (kerim) ' olan ecir de onlarındır.
19- Allah'a ve O'nun Resulüne iman edenler; (32) İşte onlar Rableri katında sıddîklar (33) ve şehidler (veya şahid) lerdir.(34) Onların ecirleri ve nurları vardır.(35) Küfredip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte onlar da Cehennem halkıdır.

AÇIKLAMA

31. "Sadaka" kelimesi umumiyetle kötü bir anlam çerçevesi içinde kullanılır. Oysa bu kelime, İslâmî bir kavramdır ve gösteriş olsun diye başkalarına yardım ediyor görünmek için değil de, Allah rızası için halisane verildiği takdirde, Allah'a ibadet ve O'nun lütfuna karşı bir hediye mesabesindedir. Sadaka kelimesi Sıdk'tan türemedir. Dolayısıyla temelde Allah yolunda infak ve ihlasa dayanmayan hiç bir sadaka, makbul değildir.
32. Burada "iman edenler" ifadesi ile, imanı zayıf olanların ve münafıkların aksine, amellerinde ihlaslı olan müminler kastolunmaktadır. Onların, "Birbirleriyle fedakarlıkta yarış ettikleri, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaştıkları" belirtilmiştir.
33. "Sıddîk" mübalağa sigasıdır. Yani, onlar beyan ettikleri hakikate kendileri de iman etmişlerdir. Ayrıca sıddîk; vefakâr, muhlis ve salih kimseler için kullanılır. Sözgelimi, kendi sözünün aksine davranan kimselere "sıddîk" denilemez. Ancak bu noktada "Sıddîkler zaten övüldüğüne göre mübalağa sigası niçin kullanılmıştır" şeklinde bir soru yöneltilebilir.
Burada mübalağa sigasının kullanılma amacı, dürüst, ihlaslı, doğruluktan ayrılmamış ve vicdanının aksine davranması kendisinden beklenmeyen kimselerin kastedilmiş olmasındandır. Yani öyle bir şahsiyettir ki, kabul ettiği bir düşünceyi, ihlasla kabul eder ve gerçekten ona inandığını davranışlarıyla ispatlar. (Bkz. Nisa an: 99)
34. Bu ayetin yorumunda büyük müfessirler arasında ihtilaf vuku bulmuştur. İbn Abbas, Mesruk, Dahhak ve Mukatil bin Hayyan, "Ulaike humus-Sıddîkûn" ifadesinin müstakil bir cümle, "veş-Şuhedau inde rabbihim, lehum ecruhum ve nuruhum" ifadesinin ayrı bir cümle olduğu görüşündedirler. Bu görüşe göre ayetin anlamı şu şekilde verilebilir: "Allah'a ve Rasulü'ne iman edenler) İşte onlar sıddîklardır. Ve şehidler için Rableri katında mükafatları ve nurları vardır." Ancak bu görüşün aksine Mücahid ve daha bir çok müfessir, bu iki ifadeyi bir cümle olarak kabul etmişlerdir. Bu görüşe göre ayetin anlamı şöyle olur: "Allah'a ve Rasulü'ne iman edenler, Rableri katında ancak sıddîklar ve şehidlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır." İki görüş arasındaki fark, birincisinin, şehidleri sadece Allah yolunda can verenler olarak kabul etmeleridir. Her mümin bu şekilde şehid sayılamayacağı için, bu cümleyi ayrı olarak müteala etmişlerdir. İkinci görüş ise, şehid olmanın anlamının Allah yolunda can vermekle sınırlanmaması ve şehidliği aynı zamanda Hakka şahitlik yapmak olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla bu görüşe göre her mümin şehiddir. Bana göre ise, ikinci görüş tercih edilmeye daha layıktır. Çünkü Kur'an ve Sünnet, bu anlayışı teyid etmektedir. Nitekim Kur'an'da şöyle buyurulmuştur:
"Böylece sizi vasat bir ümmet yaptık ki, insanlara şahid olasınız. Peygamber de size şahid olsun (...) " (Bakara: 143)
"Allah uğrunda, O'na yaraşır şekilde cihad edin. O sizi seçti ve babanız İbrahim'in yolu olan dinde size bir güçlük yüklemedi. Daha önce ve Kur'an'da Peygamber'in size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için size Müslüman adını veren O'dur. (...) (Hac: 78)
Hadislerde ise mesele şöyledir:
Bera İbn Azib'in rivayet ettiğine göre, "O, Rasulüllah'ın "Ümmetimin şehidleri müminlerdir" dediğini ve sonra Hadid Suresi'nin 19. ayetini okuduğunu işitmiştir." (İbn Cerir)
İbn Merduye, aynı anlamda Ebu Derda'dan Rasulüllah'ın şöyle bir hadisini nakletmiştir.
"Canını ve dinini kurtarmak için ülkesinden hicret eden kimse Allah indinde sıddıktır. Öldüğü zaman ona şehidlere muamele edildiği gibi muamele edilir. Daha sonra Rasulullah (s.a) Hadid suresi'nin 19. ayetini okumuştur."
Şehadet ile ilgili izah için Bkz. Bakara an: 144, Nisa an: 99, Ahzab an: 82
35. Yani onlara dereceleri ve hak ettikleri kadar nur verilecektir. Onların payı bu günden takdir edilmiştir.