7- Allah'a ve Rasulü'ne iman edin.(7) Size harcama yetkisi verdiği şeylerden infak edin(8) ki sizi onların üzerinde halifeler kıldı.(9) Artık sizden kim iman edip infak ederse,(10) onlar için büyük bir ecir vardır.

AÇIKLAMA

7. Burada kafirlere seslenilmemektedir. Çünkü daha sonra yapılan hitaptan, burada, şehadet kelimesini söyleyerek Müslüman olan, fakat İslâm'ın öngördüğü mükellefiyetlerden kaçınan kimselerin muhatap alındığı anlaşılmaktadır. Nitekim İslâm'ı kabul etmeleri için kendilerine çağrı yapılan kafirlerden, İslâm'ı kabul eder etmez Allah yolunda cihad için mallarını cömertçe sarfetmelerini istemek mantıksız olurdu. Ayrıca onlara, "Sizlerden zafer öncesi cihad için mallarını sarfedenlerle zaferden sonra sarfedenler bir değildir. Zaferden önce Allah yolunda cihad için mallarını infak edenler, zaferden sonra infak edenlerden derece itibariyle üstündürler" demek de anlamsızdır. Henüz Müslüman olmamış kimselerden Allah yolunda canlarını ve mallarını vermelerini talep etmek ise daha sonraki bir iştir. Dolayısıyla "Allah'a ve Rasulü'ne iman edin" şeklindeki seslenişin anlamı "Ey kelime-i şehadet getirerek İslâm'ı kabul edenler! Allah'a ve Rasulü'ne gerçekten (ihlasla) iman edin ve imanınızda sebatlı olun" demektir.
8. Burada anlaşılan odur ki, maksat; iyilik amacıyla infak etmeye çağrı değil, 10. ayetten de anlaşıldığı gibi Rasulullah'ın önderliğinde kafirlere karşı yapılan cihadda İslâm'ın zaferi için infak etmeye çağrıdır. İslâmî yönetimin bu fedakarlığa özellikle iki hususta ihtiyacı vardır.
Birincisi savaş nedeniyle, ikincisi İslâm'ı kabul ettikten sonra kafirlerin zulmüne maruz kalıp imanlarını kurtarmak için zorluklara katlanarak Medine'ye hicret eden ve Hz. Peygamber'in (s.a.) yanında kalan yardıma muhtaç mazlum Müslümanlar nedeniyle. İhlaslı Müslümanlar, bu mazlum kardeşlerine yardım edebilmek için, güçlerinin üstünde çaba sarfediyorlardı. Nitekim ileride gelecek olan ayetlerde (10-12, 18-19) onların bu fedakarlıkları takdirle zikredilmiştir. Fakat buna rağmen Müslümanlar arasında bir çok kimse, kendileri refah içinde yaşarken ölüm kalım mücadelesi veren bu insanlara sadece seyirci kalıyorlardı. Üstelik iman ettikleri İslâm dininin, kendi can ve malları üzerinde tasarruf hakkı olduğunu hiç düşünmüyorlardı. İşte bu ayet, bütün Müslümanlara seslenmekte ve "Gerçek müminler olun ve Allah yolunda mallarınızı infak edin" demektedir.
9. Bu cümle iki anlama da gelir ve her ikisi de geçerlidir. Birincisi, "tasarrufunuz altında bulunan mal, sizin kendi mülkünüz değil, Allah'ın sadece size bir emanetidir. Yani, mülkün asıl sahibi Allah'tır ve sizler bu malı O'nun yolunda sarfetmekten kaçınıyorsunuz. Oysa bir vekil, malın gerçek sahibinin isteği doğrultusunda sarfetmekten kaçınamaz. Çünkü onun görevi, sahibinin emrini yerine getirmektir." İkincisi, "Bu mal daha önce sizin elinizde değildi ve sürekli elinizde de kalmayacaktır. Dolayısıyla bu mal nasıl sizden önce başkalarının elinde bulunduysa, gelecekte de başkalarının elinde olacaktır. O halde bu geçici vekaletiniz esnasında size tevdi edilen malı sarfedin ki, ahirette ebedi mükafatı almaya hak kazanabilesiniz." Bu konuda Hz. peygamber'den (s.a) bir hadis rivayet edilmiştir." Rasulullah bir defasında bir keçi kesti ve onun etini dağıttıktan sonra Hz. Aişe'ye (r.a) geriye ne kadar et kaldığını sordu. Hz. Aişe "Sadece bir kol kaldı" diye cevap verince Rasulullah "Hayır bir koldan başka tüm keçi kaldı; Zira Allah yolunda ne sarfetmişsen o bakidir" dedi." (Buhari, Müslim) . Başka bir hadisde Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlu "malım, malım" der, oysa senin malın,ancak yediğin, giyerek eskittiğin ve sadaka vererek ahirete gönderdiğindir. Bunun dışında elinde ne varsa, elinden çıkacak ve başkalarının eline geçecektir." (Müslim) .
10. Burada cihad için kişinin malını sarfetmesi, imanın gereği, ihlasının göstergesi olarak nitelenmiştir. Diğer bir ifadeyle gerçek ve ihlaslı bir mümin, bu tür nazik durumlarda, malını infak etmekten kaçınmamalıdır.