66- Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından,(54) içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.
67- Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık(55) edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.
68- Rabbin bal arısına(56) vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.

AÇIKLAMA

54. "..... fışkı ile kan arasından...." Burada dişi sağmal hayvanların göğüslerinde sütün nasıl mükemmel bir şekilde oluştuğuna işaret edilmektedir. Bu hayvanların yedikleri yem; kan, fışkı ve bu her ikisinden gerek yapı, gerek renk ve gerekse kullanım bakımından farklı olan süte dönüşür. Bazı hayvanların sütü o denli çok olur ki, yavruları doyduktan sonra insanların beslenmesi için de büyük bir miktar süt kalır.
55. Burada meyve, hurma ve üzüm sularının iki özelliğe sahip olduğu belirtilmektedir. Birisi insan için temiz bir rızık olma, diğeri ise mayalanınca alkole dönüşme özelliği. Fakat bu nimetten temiz ve sağlığa uygun rızık almak ile kendisine zevk verecek ve onu sarhoş edecek içkiyi içmek arasındaki seçim insana bırakılmıştır. Bu, aynı zamanda şarabın haram olacağına da işarettir.
56. Arapça "vahy" kelimesinin sözlük anlamı, sadece konuşanla dinleyenin anlayabileceği bir tür gizli işarettir. Aynı bağlamda "ilkâ" (bir şeyin kalbe doğması) ve "ilham" (gizli mesaj ve telkin) anlamında kullanılır. Allah mahlukatını böylece vahy yoluyla terbiye eder. Terbiye olunan (mahlukat) ile terbiye edici (rabbul-alemin) arasındaki bu eğitim ilişkisi bir başkası tarafından görülemez. İşte bu olay Kur'an'da vahy, ilham ve ilkâ kelimeleriyle ifade edilmiştir. Ancak bu kelimeler ayrı olayları ifade etmede kullanılır olmuştur.Örneğin "vahy" peygamberlere, "ilham" velilere ve Allah'ın has kullarına, "ilkâ" ise herkese mahsus olmak üzere kullanılmaktadır. Fakat Kur'an, bu kavramların kullanılmasında, aralarında bir ayırım gözetmez.
"Allah emriyle semaya vahyetti ve onlar buna uygun olarak hareket etmeye başladılar." (Fussilet: 12)
"O emriyle arza vahyedecek ve arzda haberlerini anlatacaktır." (Zilzal: 4-5)
"Rabbin meleklere vahyediyordu ki..."
O, balarısına da vahyeder ve onu tüm görevini mükemmel ve içgüdüsel bir şekilde yerine getirmesini sağlayacak özelliklerle donatır. (68. ayet) . Uçmayı öğrenen bir kuş, yüzmeyi öğrenen balık ve emmeyi öğrenen yeni doğmuş bir bebek için de aynı şey geçerlidir. Allah'ın bir insana birdenbire bir fikir ilham etmesi de vahiydir. (Kasas: 7) Bütün büyük keşifler, icatlar, büyük edebiyat ve sanat eserleri için de durum aynıdır; vahiy olmasa bunların hiçbirisi söz konusu olamaz. Gerçekte her insan şu veya bu zamanda zihni ve ruhi etkisini bir fikir, bir düşünce veya bir rüya şeklinde duyumsar ve daha sonra yaşanan bir tecrübeyle bunun görülmeyen bir vahiy olduğu ispatlanır.
Bir de sadece nebi ve rasûllerin ayırıcı vasfı olan vahiy vardır. Bu vahiy şekli kendine özgü özellikleri ile diğer vahiy türlerinden ayrılır. Peygamber kesin olarak kendisine Allah tarafından ilham edildiğini bilir ve bunun farkındadır. Bu tür bir vahiy, insanlığın hidayeti için inanç ilkeleri, emirler, kanun ve düzenlemeleri içerir.