23- Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer) . Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:)
24- "Sabrettiğinize karşılık selam size.(41) (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel."
25- Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.
26- Allah dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır da.(42) Onlar ise dünya hayatına sevindiler. Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir metâ'dan başkası değildir.
27- Küfre sapanlar: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler.(43) De ki: "Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir."(44)

AÇIKLAMA

41.Bu iki şeyi ihtiva eder. Melekler her taraftan çok sayıda onlara gelerek şu müjdeyi verecekler: "Şimdi sizler için barış ve selamet yurdu olan bir yere geldiniz. Burada her türlü keder, felaket, meşakkat, tehlike ve endişeden uzaksınız. (Fazla ayrıntı için bkz. Hicr. an:29)
42. Bu ayet Mekke müşriklerinin (ve tabii dünyanın tüm diğer akılsızlarının) , bir kimsenin Allah'ın lütfuna mazhar olup olmaması konusunda başvurdukları yanlış ölçüyü reddetmektedir. Onların zannınca bir insanın değeri, servet ve mülkiyetle ölçülür, imanı ve salih ameliyle değil. Onlara göre hayatın nimetleriyle zevklenen kimse isterse batıl inançların sahibi ve kötü amellerin faili olsun Allah'ın seçkin kuludur. Buna mukabil yoksul ve yoksun bir kimse doğru bir insan bile olsa Allah'ın lanetine uğramış demektir. Kureyş liderlerinin Rasulullah'ın (s.a) ashabına büyüklük taslamalarına neden olan hükümleri budur. Nitekim şöyle demişlerdi: "Allah'ın Kureyş'in öncüleriyle beraber olduğunu halinize bakarak anlayın işte."
Bu ayetle, Allah onları, insanların dünyevi durumlarına bakıp da haklarında böylesi bir hüküm vermenin kesinlikle yanlış olduğu konusunda uyarmaktadır. Allah rızkını dilediğine hesapsız, dilediğine de belli bir takdire göre verir. Bunun sebepleri ise onların sandığından çok farklıdır ve ne zenginlik ne de yoksulluk insanların değerini ölçmede bir ölçü olamaz. Bir insanın değerini anlamadaki gerçek ölçü onun inanç ve amelleridir. Doğru inanca ve salih amellere sahip bir kimse, yanlış inançlara ve kötü amellere sahip bir kimseden çok çok üstün mevkidedir. Dolayısıyla bir kimsenin kalitesi mülküyle, yoksulluğuyla değil, düşünce ve amelleriyle ölçülür.
43. Bu soruya daha önce cevap verildiğini gözönünde bulundurun. Şimdi de aynı itiraz tekrarlanarak, farklı bir uslupla cevap verilmiştir.
44. Bu onların sorularına cevaptır. Onların dalalete düşmelerinin mucizeyle hiçbir ilgisi yoktur. Eksik olan mucize değil, doğru yolu bulma arzusudur. Çünkü Allah hiç kimseyi -eğer sapmışsa- zorla doğru yola sokmaz. Bırakın, dileyen seçtiği batıl yolda serseriler gibi dolaşıp dursun. O denli ki, böyle kimseler için hakikatı bulmaya vesile olabilecek vasıtalar bile bir sapıtma vasıtası olur. İlkine yol gösteren bir meşale diğerinin gözlerini kamaştırır. İşte Allah'ın bir kimseyi saptırmasından kasıt budur.
Onların mucize taleblerine verilen bu cevap eşsiz bir belagat örneğidir: "Ey akılsızlar, doğru yolu bulmamanızın mucize gösterilip gösterilmemesiyle ilgisi yok, onu bulmak istemeyen sizlersiniz. Etrafınızda her tarafa yayılmış duran sayısız ayetleri görmüyorsunuz; çünkü hidayete ermek gibi en ufak bir derdiniz yok. Bunca ayet size yol göstermiyorken nasıl olur da tek bir ayet (mucize) yardım eder? Ancak Allah'a yol arayanlar bu ayetleri görürler ve onların yardımıyla doğru yolu bulurlar.