105- De ki: "Yapıp-edin. Allah sizin yapıp-ettiklerinizi (amellerinizi) görecektir,(99) O'nun Resulü ve mü'minler de. Yakında gaybı da, müşahede edilebileni de Bilen'e döndürüleceksiniz ve O, size yapmakta olduklarınızı haber verecektir."(100)
106- Diğer bir kısmı da, Allah'ın emri için ertelenmişlerdir. O, bunları, ya azablandıracak veya tevbelerini kabul edecektir. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.(101)

AÇIKLAMA

99. Bu paragrafta, yalandan inananlar ile gerçekten inananlar arasına açık bir sınır çizilmiş ve münafıklara karşı gösterilmesi gereken muameleler ve takınılması gereken tavır konusunda bazı talimatlar verilmiştir. Binaenaleyh birisi kalkar da hem müslüman olduğunu iddia eder ve hem de kendisini içtenlikle, Allah'a, O'nun Yoluna ve İslam toplumuna adamazsa, bu duruma birkaç şekilde yaklaşılır: Eğer hal ve hareketinden, samimi olmadığı açıkça anlaşılıyorsa veya Allah yolunda hiçbir infakta bulunmuyorsa, derhal sert karşılık görmeli, öldüğü zaman da namazını kılmamalı ve hatta Allah'tan onun için mağfiret dilenmemelidir. Bunun aksine, eğer bir mü'min bir günah işler ve o günahını itiraf ederse, affedilmeli, infakı kabul edilmeli ve affedilmesi için kendisine dua edilmelidir.
Münafık olsun veya olmasın, samimiyetsiz bir tavrından suçlu görülen bir kimsenin yargılanacağı kıstasa gelince, aşağıda üç hususta buna işaret edilmektedir:
l) Samimi bir müslüman kabahati hususunda herhangi bir uydurma mazeret, boş izahlar ve sathi yorumlar aramaksızın suçunu itiraf edecektir.
2) Onun, alışkanlıkları sonucu mu yoksa gafilliğinden dolayı boş bir anında kışkırtma neticesinde mi o günahı işlediği daha önceki davranışlar gözönünde tutularak kararlaştırılacaktır.
Eğer doğru bir müslüman gibi davranmakta ve kayıtlarda da yaptığı samimi hizmet, bağış ve iyilikleri lehine gözüküyorsa, o zaman böyle bir kimsenin münafık olmadığına mantıki olarak hükmedilir.
3) Yaptığı itirafın sadece laftan ibaret mi, değil mi, kalbinde gerçekten bir değişiklik olmuş mu, olmamış mı görmek için, o kişinin bundan sonraki davranışları da gözlemlenir. Şayet işlediği günahtan dolayı samimi olarak pişmanlık duyuyorsa ve onu telafi etme arzusunda ise ve bütün davranışları da kendisini günah işlemeye sevk eden imanındaki bu zaafiyeti kökünden söküp atmak niyetinde olduğunu gösteriyorsa, o takdirde o kişinin, işlediği suçtan dolayı samimi olarak pişmanlık duyduğuna ve münafık değil sadece günahkar bir mümin olduğuna karar verilir.
Bu bölümün nazil olmasına sebep olan olay, meseleyi oldukça net bir şekilde açıklar. Muhaddisler bu ayetlerin Ebu Lubabe b. Abdul Menzer ve arkadaşları hakkında nazil olduğu konusunda bazı nakillerde bulunurlar. Hz. Ebu Lubabe, Hz. Peygamber'in (s.a) hicretinden önce Akabe biatı sırasında İslam'ı kabul etmiş olanlardandı ve Bedir, Uhud gibi savaşlarda ve daha başka seferlerde de bulunmuştu. Fakat Tebûk Seferi sırasında o, bazı nefsi zaaflarına kapılarak, makul ve meşru hiçbir sebebi olmaksızın evde kaldı, sefere katılmadı. Samimi birer müslüman olan diğer altı sahabenin de durumu aynı idi. Hz. Peygamber (s.a) Tebûk seferinden döndüğünde, Allah ve Rasulünün, sefere katılmayıp da evde kalanlar hakkında çok kötü bir kanaata sahip olduğunu öğrendikleri zaman şiddetli bir mahcubiyet ve pişmanlık duydular. Bu yüzden, bu davranışlarının sebebini izah etmek üzere çağrılıncaya kadar kendilerini mescidin direklerine bağladılar, "Af edilinceye kadar hiçbirşey yemeyeceğiz ve uyumayacağız, ya da ölürüz" diye ilan ettiler. Birkaç gün sonra, açlık ve uykusuzluktan kendilerini kaybettiler, baygın düştüler. Sonunda da, Allah (c.c) ve Rasulü'nün (s.a) kendilerini affettikleri haberi verildiğinde Hz. Peygamber'i (s.a) görmeye gittiler ve şöyle dediler: "Ey Allah'ın Rasulü, evlerimizi ve bütün mal ve mülkümüzü bu günahımıza karşılık olarak kabul etmenizi istiyoruz, çünkü Tebûk Seferine katılmayı ihmal etmek suretiyle işlemiş olduğumuz günahın sebebi bunlardır. Biz onları Allah yolunda vermek istiyoruz" dediklerinde Allah Rasulü, onları "üçte bir yeterken, bütün mallarınızı vermeye gerek yok" diyerek cevaplamıştır.
İyice düşünüldüğünde, insanda bulunan herhangi bir zayıflığın affedilebileceği anlaşılır. Bu insanların hepsi suç ve günah işlemeyi alışkanlık haline getirmiş azılılar değillerdi. Onların geçmişteki bütün davranışları birer samimi müslüman olduklarına şahitlik etmektedir. Hiçbirisi kendilerini mazur göstermek için yalan mazeretler ileri sürme yoluna gitmemiş, bilakis kabahatlerini itiraf etmişlerdi. Bütün servetlerini keffaret olarak da vermek istemeleri, davranışlarından dolayı gerçekten üzüldüklerini ve günahlarını telafi etmek istediklerini ispat etmektedir.
Bu hususta ilgili ayetlerden, ayrıca önemli başka bir dersin daha alınması lazımdır. Bir kimsenin işlediği günahına karşılık keffaret olarak vereceğini kabul edilmesi için, o kişinin, sözlü itirafı ve kalbi pişmanlığının yanında, fiili delil getirmesi, yani hareketleriyle de bizzat bu durumu tasdik etmesi gereklidir. Bu hususta takip edilecek yollardan birisi kalbte yerleşip beslenen ve işledikleri suçun kaynağı olan bu pislikten temizlenmek için Allah yolunda infakta bulunmak ve sadakalar vermektir. Bu kişinin içinde gizli olan şer duyguları söküp atmakla kalmaz aynı zamanda hayırlı olan konulara karşı da beslenen niyetleri arttırır. Zira kişinin işlediği günahtan dolayı yaptığı itiraf, çukura düşmüş insanın hissedeceği şeylere benzer. Yani bu kimse, içinde kalmak istemediği ve kendisini bütünüyle kuşatan o çukur içinde çok tehlikeli bir durumda olduğunu hemen farkeder ve bu tehlikeli durumdan sıyrılmak için çaba sarfeder. İşte aynı bunun gibi kabahatini itiraf eden ve bu davranışından dolayı utanç duyan biri, işlediği günaha keffaret olsun diye sadakalar verir, daha başka hayırlı işlerde bulunur ve böylece günah çukurundan kurtulmak niyetinde olduğunu açıkça göstermiş olur.
100. Herşey hakkında mutlak hüküm sahibi olan ve kendisinde hiçbir şeyin gizli kalamadığı "Allah'a, en sonunda döneceksiniz..." Binaenaleyh bir kimse, bu dünyada iken münafıklığını gizlemeyi başarabilse, veya insanlar tarafından imanlı ve samimi olduğuna hükmedilebilse bile, bu o kimseyi ahirette münafıklar için hazırlanan azaptan kurtaramaz.
101. Günahkar mı yoksa münafık mı oldukları hususunda yasal olarak herhangi bir karara varılamadığı için bu insanların durumlarından bahsediliyor. Yoksa, bu kişilerin durumlarının Allah'ın nazarında şüpheli olduğundan falan değil. Bu açıktır. Bunun böyle oluşu, onların bu hastalıklarının belirtilerinin sözkonusu iki yoldan (hak-batıl) hangisinde olduklarını açıkça gösterecek şekide şimdiye kadar henüz su yüzüne çıkmamış olmasındandır. İslam, müslümanlara zanna değil bilinçli muhakemeye dayalı kesin bilgilere sahip olmadan hiçbir kimse veya grubu hemen yargılamamayı öğretmektedir.